İçeriğe geç

dolardı ama O, hasır üzerinde yatmayı tercih ederdi. Nitekim îlâ hâdisesinde Hazreti Ömer’i ağlatan şey, Efendimiz’in hasır üzerinde yatmasıydı.129 Demek ki peygamberlerin ahlakı buydu. Yusuf (aleyhisselâm) da bu ahlakı temsil ediyordu. Peygamberlerin, hitap ettikleri halkın karakterine, yapısına, ihtiyacına göre gönderilmiş oldukları Kur’ân’da ifade edilen bir hakikattir.130 Bunu Kur’ân’daki peygamber kıssalarından anlıyoruz. Her peygamberin ana davası tevhid, nübüvvet, ahiret inancı, adalet ve kulluk gibi temel konular olmakla beraber, hepsinin o günkü inanç ve topluma dair problemlere eğilerek onları çözmeye çalıştığı görülür. Gerek bu âyetten gerekse de sûrenin bütününden Hazreti Yusuf’un, bulunduğu topluma entegre olup insanlarla bütünleştiği ve onlara çeşitli çareler gösterdiği görülüyor. Onun bu tavır ve yaklaşımlarından günümüze ışık tutabilecek birtakım neticeler çıkarmak mümkündür. Şöyle ki; Mısır’da o dönemde Kıptiler vardı. Bunlar farklı bir milletti. Kıptilerin kendi içlerinden çıkmamış, dışarıdan gelmiş birini kabul etmeleri zordu. Hele kast sisteminin ağır bir şekilde uygulandığı böyle bir yerde yükselip belli bir makama gelmek neredeyse imkânsızdı. Hazreti Yusuf, Kıptiler tarafından kabul görmek için etkili bir yöntem izlemek, bu gayeye matuf yumuşak bir tavır ortaya koymak durumundaydı. Burada, kralın baştan itibaren onu korumaya almış olması sayesinde yüksek bir makama geldiği düşünülebilir. Fakat kralın onu korumaya alması sadece onun rüya yorumlamadaki maharetinden kaynaklanmıyordu. Onun o mülayim ve yapıcı karakteri de belirleyici bir unsurdu.Hazreti Yusuf’un o yumuşak, sempatik fakat hakîmane tavırları, bugün dünyanın değişik yerlerine giderken empati ya-

204