İçeriğe geç

Hazreti Yakup onlara hem babalık hem annelik yapıyordu. Öz anneleri olmadığı için üzerlerine titriyor, onlara ayrı bir şefkat ve ilgi gösteriyordu. Her ne kadar peygamber temkini sayesinde şefkat hissini dengeleyip çocukları arasında adaletli davransa da yine de onlara duyduğu farklı alâka, davranışlarına yansıyordu. Özellikle Yusuf (aleyhisselâm) üzerindeki hassasiyet ve titizliği, diğer çocuklarının zihninde bir farklılık algısı oluşturuyordu. Bir de buna Hazreti Yusuf’un güzelliği, simasındaki parıltı, aynı zamanda tavır ve davranışlarındaki incelik, kibarlık ve asaleti de eklenince kardeşlerindeki kıskançlık daha da katmerleniyordu. Buna diğer insanların Hazreti Yusuf’u takdir ve tebcillerini de ilave ettiğimizde artık durumun onlar açısından hazmedilemez hâle geldiğini tahmin edebiliriz. İşte buna bir son vermek için plan yapmaya başladılar. O kadar ki Yusuf’u öldürme fikrini bile ortaya atanlar oldu. Fakat büyük kardeş olan Yahuda farklı bir şey teklif etti ve Yusuf’u öldürme yerine bir kuyuya atma fikrini onlara kabul ettirdi. Görülüyor ki bir peygamber hanesinde, vahyin indiği ortamda da olsa, insanlar arasında haset ve hazımsızlıklar yaşanabiliyor. Şeytan, Allah’ı bilmesine, meleklerle beraber O’nun emrine muhatap olmasına rağmen yine de Hazreti Âdem’i çekememiş ve onun meleklere mihrap olmasını hazmedememişti. Demek ki içinde öteden beri bir problem vardı. Bu problem, test edilince, mihenge vurulunca ortaya çıktı. Evet bir peygamber evinde, cennet gibi bir ortamda da olsa insan, eğer içindeki hazımsızlık buzlarını eritemezse, zamanla bunlar buzdağları olarak karşısına çıkar ve ciddi imtihan sebebi olur. Hazreti Yakub’un tedbir ve temkini bile bu imtihanların önüne geçmeye yetmediyse gerisini siz düşünün. Sözü burada Efendiler Efendisi’ne (sallallâhu aleyhi vesellem) getirmek, O’nun her konuda olduğu gibi bu konuda

80