İçeriğe geç

sonra da ona göre rolünü oynamıyordu. Belli bir ideal etrafında fakat biraz da olayların gelişmesine göre hareket ediyor, halkın hazım gücünü hesaba katıyor, gereken yerlerde müdahale ediyor, fakat bütün bunları vahiyle ve vahyin gölgesinde sürdürüyordu. Bu arada kim bilir kaç tane problemi çözüyordu. Hazreti Yusuf’un ailesini Mısır’a yerleştirmesinin entegrasyon açısından da değerlendirilmesi gerekir. O, ahlakı ve takip ettiği siyaset sayesinde orada iyi bir entegrasyon örneği ortaya koymuştur. Öncelikle kendini her seviyeden insana sevdirmiştir. İdarecilerin konumlarına, yerli halkın örf ve âdetlerine karşı saygılı davranmıştır. Halkın faydasını ve idarenin hassasiyetlerini gözetmiştir. İdarede söz sahibi olduğunda, halka âmirane ve baskıcı yaklaşmamıştır. Onlara asimile olma endişesi yaşatmamıştır. Kral başta olmak üzere insanlar onun getirdiği dini kabul etmişse bu, Hazreti Yusuf’un zamana yayarak oluşturduğu sevgi, hoşgörü ve diyalog atmosferi sayesinde olmuştur. Şimdi bu açılardan Türkiye’deki Kürt vatandaşlarımızın durumuna baktığımızda onlara karşı çok büyük yanlışlıkların yapıldığını görürüz. Asırlardan beri yaşamış oldukları topraklarda o güzel insanların üzerine son zamanlarda hep kaba kuvvetle gidildi. Topla, tüfekle, baskıyla, sindirmeyle meselelerin halledileceği zannedildi. Onlara bir ideoloji dayatılmaya çalışıldı. Akıllıca bir diplomasi takip edilmedi. İnsani değerler ayaklar altına alındı. Cinayetler işlendi, katliamlar yapıldı ve maalesef bunlara karşı durması gereken kesimlerden ciddi bir ses yükselmedi. Konuşulması gereken pek çok mesele konuşulmadı, hepsinin üstü kapatıldı. Böyle kaba kuvvetin ve dayatmanın olduğu yerde elbette pozitif bir gelişme beklemek mümkün değildir. Elbet bir gün, makul düşünen insanlar bunları konuşacaktır. Hem de gürül gürül konuşacaklardır. Zamanı gelecek, orada yapılan haksızlıklar, yapanların yüzlerine çarpılacaktır.

298