İçeriğe geç

satılması, dönemin kralının iyi biri olması ve rüya görüp yorumunu merak etmesi, bu arada Hazreti Yusuf’un rüya tabiriyle tanınması, hapishane hayatı, oradaki arkadaşlarının saray bağlantısı gibi o kadar çok birbirine bağlı ve esrarengiz hâdiselerdir ki bütün bunların tarihî seyir içinde insan eliyle ayarlanması mümkün değildir.O dönemde Mısır’da rüyalara ayrı bir ehemmiyet verildiği anlaşılıyor. Rüyaları yorumlayan özel insanlar, kahinler mevcuttu. Rüya yorumcularının halk ve kral nezdinde önemli yerleri vardı. Dolayısıyla tam anlamıyla vahye bağlılık söz konusu olmasa da bu insanlar kısmen metafizik düşünceye açık yaşıyorlardı. O yüzden toplumda bir taraftan vahyin esintileri hissedilirken diğer yandan putperestliğin ve bedenî arzuların öne çıktığı bir hayatın yaşandığı görülüyor. Ayrıca o dönemde Mısır’da bir çeşit ruhçuluk da hâkimdi. Ölülerini mumyalayarak gömmeleri, bu ruhçuluk anlayışının bir tezahürüydü. Bu anlayışa göre beden ruhla beraber dünyadaki hâline benzer şekilde, fakat farklı bir boyutta yaşamaya devam edecekti. Bu yüzden bedenin çürümeden bütün hâlinde kalması ve ruha eşlik etmesi için mumyalama yapıyorlardı. Mısır’daki bu ruhçuluk anlayışının bazı filozoflarca Mısır’dan alınıp Yunan felsefesinin içine sokulduğu da ifade edilir. O dönem Mısır’da ruhçuluk farklı yönlere kaymış ve dindeki çizgisinden çıkmış olabilir. Fakat insanların vahyin esintileri sayesinde, ruh ve bedenin ölümden sonra başka bir âlemde hayata devam ettiğine inandıklarını görüyoruz. Bu inanç onların metafizikten bütün bütün kopmadıklarını gösteriyor. Metafiziğe nispeten açık olmalarından dolayı rüyaya da önem veriyorlardı. İhtimal bazıları o rüyaları sermaye olarak değerlendiriyordu. Yani idare ve siyasette rüya meselesini kendi istedikleri istikamette kullanıyor ve görülen rüyaları

174