hareke değişiklikleri, beraberinde çok büyük bir mânâ zenginliğini getirmiştir.Kalıpların dışında, harf-i cerler (edat), başına geldikleri kelimeye farklı mânâlar kattığı gibi, sonuna geldikleri fiillere de ayrı ayrı anlamlar kazandırır. Ayrıca Arapçada cinsiyetlere ve kişi sayılarına göre isim, sıfat ve fiiller değişkenlik arz eder. Tekil ve çoğul şahıslarla alâkalı ifade kalıpları her dilde bulunsa da Arapçada bir de bunların arasında tesniye (ikileme) kalıbı vardır.Diğer bir husus, Arapçanın yüksek bir ifade gücüne sahip olmasıdır. Muhatabına ve yerine göre kelimenin farklı hâller alması, maksadı açıkça ifade edebilmesi, hakikat, mecaz, teşbih, kinaye gibi çeşitli ifade şekillerine açık olması, duruma göre sözün zengin bir şekilde süslenmesine imkân vermesi, cümle içerisinde kelimelerin yer değiştirmesiyle mânânın çok büyük değişikliklere uğrayabilmesi... gibi belki her biri başka bazı dillerde de olan bu özelliklerin bir araya gelmesi Arapçayı seçkin bir dil konumuna getirmektedir. Arapçanın ifade gücünün yüksekliğini şuradan da anlayabiliriz: Kur’ân’ın indiği dönemde sözlü edebiyatın üstatları olan şairlerin üstünlüğü Arapçanın bu yönünü çok iyi kullanmalarından ileri geliyordu. Fakat onlar, Kur’ân’ı dinlediklerinde, bu hususta zirve bir kelâmla karşı karşıya kaldıklarını çok iyi kavradı ve o etkileyici beyana hayran kaldılar. Çünkü Kur’ân’ın, bütün dil erbabını geride bırakan bir beyan gücü vardı.24 Özetle ifade edecek olursak, Kur’ân, Arapçanın ifade gücünü kullanmış, Arapça da Kur’ân sayesinde daha da güçlenmiş ve diller arasında zirveye çıkmıştır.
İşte kısaca ifade etmeye çalıştığımız bu ve daha başka özelliklerinden dolayı Arapça umum diller arasında üstün bir
Dipnotlar
- Dil ve edebiyat âlimlerinin tespitine göre İslam tarihi boyunca Kur’ân’ın bu üstün- lüklerini açıklayan pek çok eser kaleme alınmıştır. Bu sahanın önemli örneklerinden bazıları şunlardır: Câhız, Nazmü’l-Kur’ân; Bâkıllânî, İ’câzü’l-Kur’ân; Abdülkâhir el- Cürcânî, Delâilü’l-i’câz ; Bediüzzaman, İşârâtü’l-i’câz ve “Yirmi Beşinci Söz”.