miş olması meselenin vahyin ışığında geliştiğine dair önemli ipuçları sunar. Çünkü böyle bir tekniğin, hiçbir tecrübeye dayanmadan birden ortaya konulması imkânsız denecek kadar zordur. Zira bu, uzun araştırmalara ve çok büyük tecrübelere ihtiyaç duyar. Hâlbuki Yusuf (aleyhisselâm), uzun araştırma ve tecrübelere ihtiyaç duymadan bunun yapılabileceğini söylemiş ve bizzat uygulamıştır. Hazreti Yusuf’un bu tatbikinden yola çıkarak denebilir ki peygamberler hiçbir tecrübenin olmadığı zaman ve zeminlerde birden bir fikir ortaya atarak veya bir şey icad ederek uzun asırlar insanlığı etkileyecek çığırlar açmışlardır. Bu da ancak, onların her şeyi yaratan ve bilen bir Zât’a bağlı olmalarıyla açıklanabilir. Burada Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin konuyla alâkalı yaklaşımını hatırlamakta fayda vardır. O, özetle şöyle der: Kur’ân, peygamberlerin hayatından çeşitli sahneler sunar ve onların mucizelerini nazara verir. Böylece bizi onların yaptığı işlerin ve gösterdiği mucizelerin benzerini yapabilme konusunda teşvik eder. Allah Teâlâ, peygamberlerin elinde mucizeler yaratarak, o sahada ulaşılabilecek en son sınırı gösterir ve insanların eline o sınıra ulaşmak için bir program sunar. Dolayısıyla sanat ve teknolojinin üzerine bina edildiği esas prensipler, geçmiş zamanlarda peygamber eliyle tesis edilmiştir. Geçmiş ise geleceğin aynasıdır. Öyleyse ey insan, kalk, seni o mucizelerin bazılarına ulaştıracak vesileleri elde etmek için durmadan çalış ve uğraş! Görmez misin ki saati ve gemiyi en evvel beşere hediye eden o el, mucizevî bir eldir!117