çekleştiğine şahit olmuşlardı. Bu rüyayı da duyarlarsa kıskançlıkları daha da artacaktı. Hazreti Yakub’un (aleyhisselâm) hassasiyeti belki biraz da bundan kaynaklanıyordu. Bununla beraber Hazreti Yusuf’un, rüyasını kardeşlerine anlatmış olması da ihtimal dâhilindedir.Söz konusu ihtimalin gerçekleştiğini düşündüğümüzde, içimizden “Keşke rüyasını anlatmasaydı!” şeklinde bir düşünce geçebilir. Fakat olaya şu taraftan da bakmak mümkündür: Eğer rüyasını anlatmasaydı, anlatmanın tetiklediği olaylar zinciri meydana gelmezdi: Kuyuya atılmazdı, pazarda satılmazdı, Mısır’a yerleşmezdi, hapse girmezdi, sonra Mısır’a aziz olamaz, ailesini ve İsrailoğulları’nı Mısır’a getiremez ve en nihayet hayatının gayesi olan mesajlarını oraya ulaştıramazdı. Yani “Anlatmasaydı!” dediğimizde bu, kaderin cilveleri içinde zincirleme gelişecek uzun vadedeki hayırların olmamasını istemek mânâsına da gelebilir. Yakup (aleyhisselâm) Hazreti Yusuf’a rüyasını anlatmamasını söylerken endişe duyduğu şey, diğer çocuklarının rüyada olanların tevilini anlama ihtimalleriydi. Zira sûrenin bazı yerlerinde de görüldüğü üzere, o dönemde rüya yorumu çok yaygındı. Rüyayı yorumlayarak Yusuf’un (aleyhisselâm) ilerideki konumunu görebilirlerdi ve ona duydukları haset duyguları iyice kabarabilirdi. Bu aslında beşerin her zaman yaşayabileceği bir imtihandır. Sizin aranızda da bu türlü şeyler olabilir. Birisi güzel bir rüya görür, gelip anlatır. Orada bulunanlardan bazıları bundan dolayı mutlu olurlarken, vicdanında tam duruluğa erememiş bazı ham kimseler, “Neden ona göründü de bana görünmedi!” diye düşünüp durumu hazmedemeyebilirler. Hatta bu, talebe ile hoca arasında bile olabilir. Talebesi hocasının, mürit de şeyhinin gördüğü rüyayı hazmedemeyebilir. Bunun tersi de olabilir. Bu sebeple, mazhar olunan sair lütuflarda olduğu gibi, rüyaların anlatılıp anlatılmaması konusu da bir hassasiyet gerektirir.