İçeriğe geç

nemde hâkim güçlerin hukuk anlayışları bu şekilde cereyanetmiştir.2. Hazreti Yusuf’un hapse girerken kısa bir cümlenin dışında kendini müdafaaya girişmediği görülmektedir. Çünkühaklıydı, suçsuzdu. Masum olmanın rahatlığını yaşıyordu.Vakıa haksızlıklar karşısında insanın haklılığına dair delilleri ortaya koyup kendini savunması, onun en tabii hakkıdır.Fakat burada söz konusu olan, bir peygamberdir. Belli kionun gözettiği dengeler ve hassasiyetler vardı. Mesela suçsuz olduğunu söylediği an karşı tarafın ırz, namus ve iffetinin tartışılır hâle geleceğini düşünmüş olabilir. Hâlbuki birpeygamber Cennet’e giden yolda kendi iffet ve namusunukoruduğu gibi muhatap olduğu insanların itibar ve şerefinide düşünme mecburiyetindedir. Yani kendini zinadan uzaktuttuğu ölçüde dilini de muhafaza etmelidir. Nitekim etmiştirde. Derken o, beş-on sene ömrünü hapishanede geçiredursun, Mısır’da bu şayia çoktan unutulmuş ve hususiyle de yeninesiller böyle bir şeyin dedikodusu içinde büyümemişlerdir.Bu itibarla da Yusuf (aleyhisselâm) hapishaneden çıktığında bir dönemde dedikodusu yapılan bu konular artık toplumda konuşulmamaktadır. Diğer bir ifadeyle Hazreti Yusuf,hedef ve muhatap kitlenin iffetini koruma adına, beş-on yıllık hapis hayatına razı olmuştur. On yıl sonra da olsa HazretiYusuf’a (aleyhisselâm) o iftirayı atan kadın bileَ اَااْلْ ٰنَ حَصْ حَصالْحَقُّGerçek şimdi açığa çıktı.”diyerek kendi suçunu itirafedip onun masumiyetini ilan etmiştir. Herkesçe malum olduğu üzere, bir insanın kendini savunup temize çıkarması ile birbaşkasının onu savunması arasında dağlar kadar fark vardır.İşte burada, halk üzerinde tesiri olan asıl suçlunun HazretiYusuf’u savunması söz konusudur.

3. Hazreti Yusuf, deliller tamamen lehine olmasına rağmen haksız yere hapse girdi. Girdi ve orada çilesini doldur-

158