insanlar vardır. Allah’ın kendilerine nimet verdiği sıddîkler, şehitler ve diğer salih kulların hepsi bu makama ulaşan kimselerdir. İhsan, Allah’ı tanıma mânâsına gelen marifeti elde ettikten sonra ulaşılan bir mertebedir. Yani ihsanın temelinde marifet vardır. Marifet ise ilme dayanır. Dolayısıyla ilim olmadan marifet, marifet olmadan da ihsan olmaz. Yusuf sûresinin yörüngesinin ilim olduğunu dikkate aldığımızda, ihsanın hatırlatıldığı her yerde ilme dayalı bir ihsandan bahsedildiğini düşünmemiz gerekir. Evet, ihsan şuuruyla hareket eden biri, Allah’a iman edip O’nunla alâkalı yeterli bilgiye sahip olduğu, dolayısıyla da O’nu tanıdığı için öyle hareket ediyordur. Bu açıdan, ilme ve marifete bağlı olmayan hareket ve davranışlar ihsan sayılmayacağı gibi bu davranışlar samimi ve daimi de olamaz. Burada bir noktayı izah etmekte fayda var: Bilgi, sadece kitap okunarak elde edilmez. Bilgi sahibi olmada kitap okumanın yeri şüphesiz çok büyüktür fakat tek yol o değildir. Ayrıca burada zikrettiğimiz bilgi ve ilimden maksat, Allah’ı bilmek ve tanımaktır. Yani ilim; Allah’ın varlığını, birliğini, yaratıcılığını, rızık verici olduğunu, her şeye gücünün yettiğini, yarattığı her şeyi Kendisinin devam ettirdiğini, her şeyi bilip görerek idare ettiğini bilmek demektir. Bu bilgiyi insan, anne babasından ya da daha başkalarından görmek ve dinlemek suretiyle elde edebilir. Hatta, Allah vergisi (vehbî) olarak da elde edilebilir. Marifet ise bu bilginin insanın kalbinde âdeta petek petek bal hâline gelmesi, içselleşmesi ve onun hayatına yön verecek bir tesire ulaşmasıdır. Hiç okumadığı, hatta okuma yazma dahi bilmediği hâlde marifet sahibi olan insanlar hiç de az değildir. Bunlar, Allah hakkındaki sathî bilgilerini tefekkür ve ibadetle marifet hâline getirmiş kimselerdir. Şayet marifette derinleşebilirlerse ihsan, aşk, şevk ve iştiyaka ulaşmaları mümkündür. Tabii, bu mertebe ve makamların hepsi her insanın kendi derecesine göre gerçekleşir.