veriyor. O yüzden âyetin sonu daha farklı bitiyor: “Ümit ediyorum ki Allah onları bana geri getirir.”O, bunu sadece inancından dolayı ifade etmiyor. İnancının yanında olayların oluş şeklini yorumluyor. Yüksek fetanetiyle hâdiselerin seyrindeki hikmetleri kavrıyor. Ayrıca, ilk olayda Yusuf’un kurt tarafından yendiği söylenmiş ve mesele bir bilinmezliğe mahkûm edilmişti. Bu ikinci olayda ise en azından Bünyamin’in nerede olduğu ve yaşadığı biliniyordu. Dolayısıyla çözümü daha kolaydı. Evet o, Allah’ın ezelî ilmindeki esrarengiz programın işlediğini seziyor. “Yusuf’u öyle götürmüşlerdi, bunu da böyle götürdüler.” diye düşünüyor. Sonra Yusuf’un, kendi şeriatına göre amel etmesinden hem onun maksadını anlıyor hem de hayatta olduğunu ve adım adım bir neticeye doğru gitmek istediğini seziyor. Ve âyetin sonu, Allah’ın sonsuz ilim ve hikmetini ifade eden Alîm ve Hakîm isimleriyle bitiyor. Sûrenin ana yörüngesinin ilim ve hikmet olduğunu hatırda tutarak buradan şu mesajı çıkarabiliriz:Hâdiselerin akışına bakıldığında hiçbir şeyin tesadüfe bağlı olmadığı, her şeyin sonsuz ilim sahibi Allah’ın gözetimi altında gerçekleştiği anlaşılır. Öyleyse ümitsizliğe kapılmaya gerek yoktur. Çünkü her şeyi bilen, gören ve her işinde hikmet olan Zât’ın bir muradı vardır. Sebepleri yerine getirdikten sonra sabredip O’nun muradının gerçekleşmesini beklemek gerekir. Rabbimiz, karanlık hâdiselerin sonundaki gelişmelere dair bize de bu sabır ve firaseti lütfetsin! Bediüzzaman Hazretleri’nin değişik vesilelerle yaptığı gibi, başa gelen olayları, onların öncesine ve sonrasına zihnen gidip gelerek birbirine bağlamak ve yorumlamak gerekir. Böylece olayların içindeki hayırları, güzellikleri fark etmek mümkün hâle gelir. İnsan bununla kendini canlı tutmuş ve önüne çıkacak zorlukları aşmak için bir güç elde etmiş olur.