İçeriğe geç

temel olmakla beraber şu hususlar da düşünülebilir: Yakup (aleyhisselâm), çocuklarını kendi etrafında toplamak ve dine hizmette istihdam etmek maksadıyla onlar için hemen istiğfar edebilirdi. Fakat bunu yapmadı. Belki Yusuf (aleyhisselâm) ile buluşup onu gözüyle gördükten sonra içinde bir inşirah hasıl olacak, Allah’a şükran duygularıyla dolup taşacaktı. Ardından Yusuf ile Bünyamin’in hissiyatlarını da dinleyecekti. Ve işte tam bu esnada, yakalayıp yaşadığı bu yüksek ufku değerlendirerek çocukları için istiğfar edecekti. Yani istiğfar için kendine zaman tanıyıp kalbinin istediği kıvama gelmesini bekleyecekti. Bu arada babalarının istiğfarını bekleyen çocuklar o süreyi endişeyle geçireceklerdi. Bu da onlara ibadet sevabı kazandıracaktı. Zira insan, yaptığı hatalar karşısında endişe ve korku duyduğu sürece ibadet ediyor gibi sevap kazanır. İşte bütün bunlar bir peygamber firasetidir. O firaset, meseleye çok değişik açılardan yaklaşarak istiğfarı ileri bir zamana ertelemiştir. Bunları yapan insan bir peygamber olduğundan, yapılanları basite almamak, kendi düşüncelerimizin darlığına hapsederek yorumlamamak ve peygamberin icraatlarında daha derin hikmetler aramak gerekir. Bir peygamber, hareket ve tavırlarını vahye göre planlar. Peygamberin Allah nezdindeki büyüklüğü buradadır. Evet, bir peygamber her adımı Hakk’ın muradını gözeterek atar. İnsanları toplayayım, organize edeyim, onlarla bir devrim yapayım diye düşünmez, herkese cennet biletleri dağıtır gibi hareket etmez. Temkinli hareket eder. Allah’ın emirlerini harfiyen yerine getirir. Hep aklıma gelir: Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir taraftan cahiliye toplumunun kökleşmiş yapısı içinde inkılaplar meydana getirirken diğer taraftan da abdestin en ince kurallarına kadar dikkat ediyordu. Abdest alan birinin ayağının arkasında biraz kuru yer kaldığını gö-

306