günah işleyenlerden oldun!” derken aynı kelimeyi kullanır.169 Burada büyük bir günah söz konusudur. Kur’ân’da bu kelime cehenneme giren inkârcı için de kullanılır.170 İnkar ise günahların en büyüğüdür. Bütün bu örneklerde de görüldüğü üzere kelime, bünyesinde birbirine yakın fakat aynı zamanda farklı manalar barındırmaktadır. Oğullarının af talebine babaları hemen “Ben affettim, Allah da sizi affetsin.” şeklinde karşılık vermiyor. O gün her şey vahyin emirleri istikametinde cereyan ettiğinden meseleyi Allah’ın emir ve takdirine havale ediyor. O’ndan gelecek bir vahiy ya da ilham bekliyor. Zamanı O’nun belirlemesini istiyor. Yoksa cibillî yakınlıktan dolayı çocuklarını ya da anasını babasını düşünüp hemen istiğfara sarılsaydı, Allah’tan itap görebilirdi. Nitekim geçmiş peygamberlerden bu konuda Cenab-ı Allah tarafından ikaz edilenler vardı. Mesela Hazreti İbrahim (aleyhisselâm), babası için istiğfar etmekten menedilmişti. Hazreti Nuh, tufan hâdisesinde oğlu için çırpındığından dolayı itap görmüştü. Bunları bilen Hazreti Yakub’un Allah’tan bir vahiy ya da ilham gelmeden çocuklarını affetmesi mümkün değildir. Nitekim bir rivayete göre Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Amine vâlidemizin kabrini ziyaret etmeden önce Cenab-ı Allah’tan izin istemiş, Allah Teâlâ, “Ziyaret et fakat istiğfar etme!”171 buyurmuştu.İstiğfar, Allah’tan günah ve kusurların bağışlanmasını talep etmek demektir. Bazı tefsirlerde ifade edildiğine göre Yakup (aleyhisselâm) çocukları adına istiğfar etmek için cuma ya da cumartesi gününü bekliyordu.172 Belki duanın kabulü için mübarek bir zaman dilimini beklemiştir. Bunlar muh-