İçeriğe geç

rının problemlerini çözmüş yabancı bir kitap gibi değerlendiriyoruz demektir. Doğrusu bu, değerlendirme kelimesi ile ifade edilemeyecek kadar yanlış bir bakış açısıdır. Âlemlerin Rabbi Allah’ın evrensel bir mesaj olarak gönderdiği Kur’an-ı Azîmüşşan, bundan fersah fersah uzak bulunmaktadır.Yusuf sûresini okurken, herkesin kendisini Yusuf gibi görmesi, “Ben bir Yusuf’um!” demesi lazım. Arada sadece peygamberlik farkı vardır. “Ben peygamber değilim ama bir insan olarak onun taşıdığı duyguları taşıyorum, onun çektiklerini hissediyorum. Ben bir Yakub’um, onun acılarına ortak oluyorum, yıllarca çektiği evlat hasretini paylaşıyorum. Ben bir Bünyamin’im, Yahuda’yım, Rubin’im, ben şuyum, ben buyum diyerek Kur’ân’da anlatılan o şahıslarla içte bir buluşma olmazsa onların yaşadıkları hissedilmez, onlara hep uzaktan bakılır, o kıssalar Shakespeare’in anlaşılması zor bazı hikâyelerine döner ve okuyana bir şey kazandırmaz. Hâlbuki Kur’ân kıssaları ve o kıssalardaki şahıslar insanlığın serüvenini anlatır. Hayatla uyum içindedir. Hakikattir, hayal değildir. Bundan dolayıdır ki Kur’ân’ı anlamak için toplumun içinde bulunmak, insanlarla iç içe yaşamak, zorluklarla yaka paça olmak ve böylece meydana gelen olayları doğru okumak gerekir. Fakat Üstad Hazretlerinin de üzerinde durduğu “sathî nazar” meselesi, asrın insanını Kur’ân’ı anlamaktan uzaklaştırmış ve ona çok şey kaybettirmiştir.153 Kur’ân’dan uzaklaştıkça hayatın her tarafında bulunma gibi bir misyon bırakılmış, bu kısır döngü nihayet Kur’ân’a yabancılığı beraberinde getirmiştir. Hazreti Yusuf’un, kendisi için muhsin sıfatını kullanması, kendi makamına uygun bir vasıflandırmadır. Çünkü o, nefsini günahlardan uzak tutup tezkiye etmiş nefs-i mutmainne

283