İçeriğe geç

aziz olsa da aslen Mısırlı olmayıp taşralıydı. Oraya köle olarak getirilmiş, üstelik hapse atılmıştı. Ona karşı insanların zihinlerinde ‘öteki’ mülahazasının kalıntıları bulunabilirdi. Bu duyguları tahrik etmeme adına o ve diğer inananlar hep temkinli hareket etmişlerdir. Hassas zeminlerde güzel işler yapanlar için her zaman ve her devirde temkinli harekete ihtiyaç vardır. Zira insan fıtratında olan ve ne zaman ortaya çıkacağı belli olmayan kibir, haset ve kavmiyetçilik gibi duygular adaletsiz, kanunsuz hareketlere kapı açabilir. Haset ve kine yenik düşmüş bazıları, küçümseyici bakış açısıyla başkalarını köylü görüp ona göre muamele edebilirler. Kafalarında bir kast sistemi oluşturup, kendileri gibi olmayanları hiçbir sınıfa ait görmeyip en alta, parya tabakasına yerleştirebilirler. Günümüzde de görüldüğü üzere ne kadar makul ve masum işler yapılsa da bunları bir türlü hazmedemeyenler çıkabilir. Yapılan güzel işlerin büyümesi karşısında gayzla köpürüp hiddete, şiddete ve hileye başvuranlar bulunabilir. Onları rekabet duygusu da tetikliyor olabilir. Her başarılı iş karşısında, “Neden biz yapmıyoruz da onlar yapıyorlar?” derler. Bütün bunlar karşısında, yapılan hizmetleri korumak, güzergâh emniyetini tehlikeye atmamak, yeni yeni düşmanlar edinmemek ve düşman cephelerin oluşmasına mâni olmak için başvurulacak en güzel ve en makul yol, Firavun ailesindeki o inanmış insanın üslubunu kullanıp temkin ve teyakkuzla hareket etmektir. Bu şekilde hareket etmek asla bir korkaklık ve umursamazlık değil, bilakis yürünen yolun gereğidir.Tekrar Hazreti Yusuf kıssasına dönecek olursak; hayatın akışı içerisinde olaylar öyle bir noktaya gelir ki onun gözünde artık dünya ile ukba eşitlenir. İşte tam bu noktada Hazreti Yusuf’ta (aleyhisselâm) bir ayağı dünyada diğer ayağı ukbadaymışçasına huzurlu bir insanın rahatlığı görülür. Fakat o,

52