ağırlığı olan tapınak yetkililerinin tesirinde kalmasını ya da onların kontrolünde olmasını istememiştir.
Kralın, dışarıdan gelmiş biri olan Hazreti Yusuf’a devletinzirvesinde önemli bir makam vermesi, bize onun karakteri veidare anlayışı hakkında önemli ipuçları sunar. Demek ki kralöyle biriydi ki ırkçılık yapmıyordu, idareyi oligarşik bir yapıyaçevirmek istemiyordu. Yüksek mevkiye gelecek kişiler sadece benim ailemden, sülalemden olsun demiyordu. Etrafındasürekli kendisini dinleyip ona itaat edecek birileri olsun arzusu taşımıyordu. Onun aradığı, güvenilir ve kabiliyetli insanlardı. Aile dışından hatta şehir dışından birinde o güven vekabiliyeti görünce onu yanına almakta ve ona geniş yetkiler,teminatlar vermekte tereddüt etmiyordu. Ona çok rahatlıkla,“Sen artık buraya aitsin, burada devamlı kalacaksın, yetki vesalahiyetin olacak, sana mâni olunmayacak.” diyebiliyordu.Zira o bu güvenceyi vermeliydi ki, ondan tam verim alabilsin. Görevden alınma ve müdahale edilme endişesi taşıyanbiri kendinden beklenen performansı ortaya koyamaz. Buyüzden onu sürekli ve tam bir yetkiyle özel danışman yapmıştı. Âyettekiٌ مَكِينٌ أَمِينsıfatlarından bu neticeleri çıkarmakmümkündür.
Yirmi birinci âyette geçen“مَكَّنَّاimkân verdik, yerleştirdik”ifadesi de ‘mükne’ kelimesiyle ifade edilen bu özel yetki veimkânları ifade ediyordu. Orada Allah tarafından müjdesi verilen bu olay, şimdi kralın eliyle fiilî olarak gerçekleşiyordu.Sebepler dairesinde bu mesele kralın eliyle gerçekleşse dehakiki fail sadece Allah olduğundan, araya giren bir âyettensonra aynı ifade bir kez daha zikredilecektir.