İkincisi, daha önce yaşanan bazı tesirli hâdiselerin hayalde bıraktığı izlerin ortaya çıkmasıyla görülen rüyalardır. Üçüncüsü ise insan benliğindeki mizaç bozukluklarının nefis ve şeytanın da dürtmesiyle uykuda hortlaması şeklinde görülen rüyalardır. Bu iki çeşit rüyaya hulûm denir. Hulûm’un çoğulu ‘ahlâm’dır. Başına bir de ‘karışık şeyler’ mânâsına gelen ‘edğâs’ kelimesi eklenerek ‘edğâs-u ahlâm’ şeklinde tabir edilir. Bu tabir, karışık ve mânâsı anlaşılmayan rüyalar demektir. Bunlar, Freud’un da dikkat çektiği üzere, şuuraltına yerleşen şeylerin açığa çıkmasıyla ya da nefsanî dürtülerin tesiriyle görülen düşlerdir. Bir mânâsı yoktur, mânâsı varsa bile önemli değildir ve tabire değmez. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), vahyin kesileceğini fakat ahir zamanda mübeşşiratın (müjdeleyici rüyaların) revaç bulacağını haber vermiştir.114 Ahir zaman alametlerinin ortaya çıktığı günümüzde sadık rüya görenler çoktur. Sadece bana anlatılan sözlü ya da yazılı pek çok rüya vardır. Bunların pek çoğunda Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) teşrif eder, rüya sahibini ve inananları açıktan müjdelerle sevindirir, teyit eder ve onlara inşirah verir. Buna bağlı olarak rüya insanı olmaya gerek yoktur. Fakat bütün bu rüyaların ifade ettiği bir kısım gerçekler de vardır. Bunları görmezlikten gelmek de doğru değildir. Özellikle kalp ve ruh hayatıyla yörüngesini bulmuş insanların gördüğü rüyalar önemlidir. Fakat sadık rüya görenler bunlarla sınırlı değildir. Bazı kaşifler de keşiflerini rüya ile gerçekleştirmişlerdir. Hatta Makedonyalı meşhur Kral İskender’in babası Topal Filip, evinden uzaktayken rüyasında Makedonya’dan çıkan bir alevin Anadolu’ya doğru sarktığını, bütün o bölgeyi yakıp yıktığını, İskenderiye’ye kadar git-