İçeriğe geç

gözlerine ak düştü. Yoksa sadece Bünyamin’den ayrılığındandolayı görmez hâle gelmiş değildir.َْوَ اْبَْيََّضَ تkelimesinin mazisigasında gelmesi, böyle düşünmeye imkân veriyor. Göze akdüşmesi, bildiğimiz katarakt hastalığı olabilir. Bu hastalıktayaşlılığın yanında kederin, hüznün ve bunlardan kaynaklanan ağlamanın da etkili olduğu düşünülebilir. Nitekim tâbiînâlimlerinden de ileri yaşlarda çok ağlamaktan dolayı gözlerigörmez olanlar vardır.

Âyette Hazreti Yakub’un hüznünün yanında bir deٌَكَِظِيم

ifadesiyle onun öfkesini yuttuğu nazara veriliyor.ٌَكَْظٌْمgizle�

mek, hapsetmek, tutmak” demektir.ٌَكَِظِيٌمise “hüznünü gizle�yen, öfkesini yutan, kederini içinde hapseden” demek olur.Kipi dikkate alındığında kelime, insanın çok fazla gamı, kederi olduğu hâlde bunları kuvvetli şekilde bastırması mânâsınagelir. Yakup (aleyhisselâm), çocuklarının yaptıklarından dolayı hiddetlenmemiş, şiddete başvurmamış, gamını, kederini hep içine atmış, içi hafakanlarla dolup taşmasına rağmenbu hâlini dışına yansıtmamış ve yıllarca yutkunup durmuştu.

Öyle ki onaَكَْظْمın (öfkeyi yutmanın) kendisi olmuştu da di�’yebiliriz. Nasıl olmasın ki Hazreti Yusuf gibi bir evladını kaybetmiş ve onlarca sene ondan haber alamamıştı. Vefat ettiğini bilse ona göre davranırdı. Fakat onun yaşadığına dair emareler görüyor, ancak nerede, nasıl olduğunu bilmiyordu. Bu yüzden de bir gün çıkıp geleceği ümidiyle yaşıyordu.İleride eda edeceği vazifeden dolayı gönlünü ona bağlamıştı.O, sıradan bir baba evlat ilişkisinin ötesinde bir irtibatı hakediyordu. Çünkü başta görmüş olduğu rüya boşuna değildi. İçinde tahakkuk etmeyi bekleyen bir mesaj vardı. HazretiYakup, Hazreti Yusuf’u İsrailoğulları’nın bayrağını dalgalandırmaya en layık oğlu olarak görüyordu.Temsil edilen kutsal misyonun insanın kendi nesli tarafından devam ettirilmesi isteği öyle güçlü bir duygudur ki bu,

265