İçeriğe geç

o sevgili kulunu hem orada hem de burada bulundurmuş olabilir. Bu durum da yine objektif olmasa bile buna benzer yaşanan pek çok vaka vardır. Mesela bazı Allah dostları hapiste bulundukları aynı anda Kabe’yi tavaf ederken görülmüşlerdir. Üstad Hazretleri, hapisteyken Cuma namazında camide görülmüştür.166 Hapishane görevlileri çok şaşırmış ve “Kim bıraktı onu?” diye birbirlerine sormuşlardır. Bu bir temessüldür. Buradaki kişi, aynı anda başka yerde de bulunabilir. Allah’ın has kullarına ayrı bir lütfudur bu. Diğer yandan meseleye sebepler açısından baktığımızda şu da söylenebilir: Mısır’da uzun dönem putperestlik hâkim olduğundan belki orada o kokunun kanatlanıp Kenan’a ulaşmasını sağlayacak bir manevî zemin yoktur. Fakat beri tarafta Kenan’da o kokuyu alabilecek biri vardır, bir peygamber mevcuttur. O, değil Mısır’dan, gökler ötesinden haber almaktadır. Verici ve ulaştırıcı Allah, alıcı da Yakup (aleyhisselâm) gibi kuvvetli bir alıcı olunca, alınacak şey nerede olursa olsun Allah’ın izni ve kudretiyle alınır. Nitekim Allah Resulü de (sallallâhu aleyhi ve sellem) alacağı şeyleri ya doğrudan Cenab-ı Hak’tan ya da melek vasıtasıyla semaların ötesinden, Arş’tan, Kürsî’den, Sidretü’l-Müntehâ’dan alıyordu. Bu alıp vermeler, tamamen vericinin vermesine, alıcının da açık olmasına ait bir durumdur. Pek çok defa yaşandığı üzere, bazı arkadaşlarımız manevî ortamlarda Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) gelişine şahit olmuşlardır. Gerçek hayatta yaşadıkları hâllerdir bunlar. Efendimiz’in gelişinden önce etrafı bir gül kokusu sarar. Demek ki Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) temessül buyurmadan önce O’nun bir remzi, bir özelliği olarak ortalığa gül kokusu yayılıyor. İşte bu da bir alıcı-verici meselesidir.

300