İçeriğe geç

seli oluşacaktı. Hazreti Yusuf da (aleyhisselâm) bunu bir fırsat olarak değerlendirip insanlarla görüşecek, muhtaç şekilde ayağına kadar gelmiş bu yoğunluktaki kitlelere hakikati anlatacaktı. Daha sonra babasını ve ailesini de oraya çekecek, onların mevcudiyet ve nüfuzunu kullanarak orada daha rahat ve kuvvetli hareket edecekti. Bu, dışarıdan gelen birinin yabancılıktan kurtulmak için bulunduğu yere bir nevi kendi boyasını çalması, orayı kendileştirmesi şeklinde de okunabilir. Nitekim öyle de oldu. Yusuf (aleyhisselâm), aldığı tedbirlerle bir taraftan ekonomiyi kontrol ederken diğer taraftan yaptığı yatırım ve yardımlarla halkın gönlüne girdi. Kralın şöyle ya da böyle inançlı biri olmasını da değerlendirerek, kendi inanç ve düşüncelerini rahatlıkla anlatabildi. Halkın pek çoğunun putları bırakıp Allah’a inanmasına vesile oldu. Kral, başına talih kuşu konmuş gibi Hazreti Yusuf’a sahip çıktı, ona makam ve salahiyet verdi. O da hazineyi korumada, tarım ve ekonomiyi yönetmede maharetli biri olarak, aldığı vazifeyi hakkıyla eda etti. Sonunda belki sadece Mısır’ı değil çevresini de içine alacak şekilde o bölgeyi maddî manevî mamur kıldı. Bulduğu fırsatı ve elde ettiği krediyi inancı istikametinde kullanma adına Hazreti Yusuf’un takip ettiği bu yol, günümüzün mefkure muhacirleri açısından da çok önemlidir. Bozulup dejenere olan ve çizgisinden çıkan toplumlar tarih boyunca istikametlerini hep peygamberler sayesinde bulmuşlardır. Hâtemü’l-enbiya olan Efendimiz’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) sonra ise peygamberlik bittiği için bu misyon müçtehit ve mücedditlerle eda edilmiştir. Onlar sayesinde insanlar, Kur’ân’ı yeni nazil oluyor gibi hissetmiş, çağlara göre onun temel esprisini yeniden duymuş ve ona yönelmişlerdir. Son dönem itibariyle dinden, haktan, adaletten, ahlaktan uzaklaşan insanlığın bir kere daha kendini bulmaya,

202