Yusuf da söyleneni uyguluyor. Böylece Hazreti Yusuf, Hazreti Yakub’un (aleyhisselâm) şeriatını Mısır’da uygulama fırsatı bulmuş oluyor. Bu olayın diğer bir yönü de şudur: Hazreti Yusuf, kralın kabını yüklerin içinde buldurmak suretiyle, kardeşlerinin mahcubiyet duymalarını sağlayıp daha önce yaptıkları kötülüklerden tevbe etmeleri için zemin hazırlamak istemiş olabilir. Aksi hâlde onlar pişmanlık nedir bilmeyecek, kendilerini hep haklı ve üstün görecek ve Hazreti Yusuf ile Hazreti Yakub’a yaptıkları zulüm için bir türlü tevbeye yanaşmayacaklardı. Aslında hırsızlık, görünüşte büyük ve ağır bir ithamdı ama arkasından gelecek bu önemli neticeler onu hafifletecekti. İşte bütün bunlar Allah’ın Hazreti Yusuf’a öğrettiği ilmin birer tezahürüdür. Hazreti Yusuf, Allah’ın kendisini ilim ve hikmetiyle desteklediğini her fırsatta dile getirmektedir. Nitekim bu faslın sonunda bir kere daha Allah’ı anacak ve
ٌوَ فَوْ قَ كُلِّ ذِي عِ لْمٍ عَلِيمdiyecektir. Yani her bilenin, her idare vesiyaset ehlinin üzerinde, onların bilmediklerini bilen, her şeyiilmiyle kuşatan, seçtiği kullarına ilminden lütfeden Biri vardırki o, Allah’tır.
Âyette halka gereken şeyleri duyurmakla vazifeli kişi (münadi) “Siz hırsızlık yapmışsınız!” veya “Siz hırsızsınız!” diyerek mahcup edici ve ağır bir isnatta bulunmaktadır. Bu hitap, ilk etapta su kabıyla alâkalı görünmektedir. Ancak münadiye bu sözü söyletenin Hazreti Yusuf olduğu ve hakikatte su kabının çalınmadığı düşünülürse, bu hitabın su kabıyla alâkalı olmaması gerekir. Aksi hâlde Hazreti Yusuf’a yalan isnadı söz konusu olur ki bu mümkün değildir. Öyleyse burada “Siz hırsızsınız!” sözünün başka bir işareti ve iması olmalıdır. İşte bu noktada, onların Hazreti Yusuf’u küçükken babalarından çalmış oldukları, bu sebeple kendilerine böyle hitap edildiği şeklindeki bir yorum makul görünmektedir.