Sırat-ı müstakîm, Allah yolu, O’na ulaştıran doğru yol, Allah kitabının muhtevası, iman ve İslâm esasları, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve O’nun ashabının yürüdüğü şehrah veya doğru yol ve İslâm milleti gibi hususların çoğu ya da mecmuundan ibaret görülmüştür. Bu çerçevede verilen “sırat-ı müstakîm” bizde, insanları yanıltmadan, sağa-sola saptırmadan, ifrata-tefrite düşürmeden dosdoğru hakka ve selâmete ulaştıran herkese açık ve kapsamlı bir mânevî yol hissi uyarır. Böyle bir yol hissi, bir tasarı ve bir hayalden ibaret değildir. O defaatle hayata geçirilmiş, uygulanmış ve o yolda yürüyenleri dünyevî-uhrevî saadetlere erdirmiş işlek bir yoldur.
Başımızı kaldırıp geçmişe baktığımızda, hemen birkaç adım önümüzde Nebiler, sıddîkler, şehitler ve salihlerin izleri ile karşılaşırız; karşılaşır ve kendimizi âdeta onların güzel bir refîki gibi görürüz.
Bu biricik necat yolu Kur’ân’ın tekeffülündedir. Kur’ân’a çağrı bu yola çağrıdır. Kur’ân beraberliğini duyma, sırat-ı müstakîm erbabının maiyyetini duyma demektir. Bu yolda yalnızlık yoktur, bu yolda gurbet söz konusu değildir. Zira bu yol, her zaman insanlığın en namdârlarının gelip geçtiği, gidip peygamber refâkatine erdiği, kanatlanıp Allah’a (celle celâluhu) ulaştığı bir tarîk-i mücerreb ve muabbeddir (işlek yol). Onda yürüyen maksuduna erer; sapıtıp gitmekten ve Allah’ın gazabına uğramaktan kurtulur.
Allahım! Hidayet eyle bizi Kur’ân’a ve onun gösterdiği doğru yola; o kendilerine nimet verip mutlu kıldıklarının yoluna.. ve yerler, gökler dolusu salât u selâmda bulun o Zât’a ki, insanlığa bu nurlu yolda rehber oldu.. ve O’nun âline ve ashabına ki, bu yolda adım adım O’nu takip ederek bize hüsn-ü misal teşkil ettiler.