“Ölülerinizin kötü yanlarını yâd etmeyin.”12 İslâmî disiplinine göre ben geçmişimizi fenâ yanlarıyla yâd etmemeye çalışırım ama, birkaç asır var ki –maalesef– çevremizdeki kâfirlerden korkarak, milletçe, kedinin elindeki fare gibi tir tir titremiş ve onların dedikleri her şeyi yapmışızdır. Gün gelmiş bir nizamnâme ile, bize ters pek çok şeyi kabullenmiş ve bize ait değerleri görmezlikten gelmişizdir. Bir başka dönemde Kur’ân’ı mensûh kitaplara mukayese ederek, onunla alâkalı türlü türlü şüpheler ortaya atıp halkı aheste aheste uzaklaştırmışızdır. Bir yönüyle, zayıf da olsa, Allah Resûlü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) isnat edilen, “Öyle bir gün gelecek ki, o zaman Kur’ân bir vadide, insanlar bir vadide olacak.”13 hadisinin mânâsını doğru çıkarmışızdır.
Evet, bu hadisin de ifade ettiği gibi öyle devirler olmuştur ki, insanlarla Kur’ân arasında uçurumlar meydana getirilmiş ve onlar bir vadide, Kur’ân başka bir vadide kalıvermiştir; kalıvermiştir de hicranların en acısını yaşamıştır. Denebilir ki bir ölçüde biz, bu dönemde Kur’ân’ı terk etmişizdir ve Cenâb-ı Hak da bizi derdest edip baş aşağı getirmiştir. Aynı meseleye, Ebû Dâvûd’un Sünen’indeki, cihadı terk ile alâkalı bir hadis açısından da bakabiliriz: “Cihadı (gönülleri Allah’a uyarma) terk ettiğiniz zaman Allah size bir mezellet, bir aşağılık musallat eder; dine döneceğiniz âna kadar da o aşağılığı almaz üzerinizden.”14 Biz, bu ifadenin neresinde bulunduğumuzu düşünüp ürpermeliyiz.
Kur’ân-ı Kerim, geçmişiyle, geleceğiyle, aramızdaki hakemliğiyle muhtevâ bakımından her yanımızla bizi kucaklamasıyla vicdanlarımıza şunu ihtar ediyor: Bütün bunlara rağmen kim, zalim, cebbâr, baskıcı, müstebit bir adamın baskısı altında elini Kur’ân’dan gevşetir ve onu terk ederse Allah da o kimseyi derdest eder baş aşağı getirir.
Dipnotlar
- 12 Tirmizî, cenâiz 34; Ebû Dâvûd, edeb 42.
- 13 el-Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru’l-usûl 4/98.
- 14 Ebû Dâvûd, büyû’ 54; el-Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ 5/316.