Evet, onu konuşturan ve o eksende konuşan doğru konuşmuş olur. İfadelerinde ona bağlı kalan, düşüncelerini onunla irtibatlı götüren, söylediği her söz ona dayanan ve sözlerinin malzemesini ondan alan doğruyu konuşmuş olur. Ferdî hayatı adına onu konuşturan doğru konuşmuş; millet hayatı adına söz hakkını ona veren doğru davranmış olur. Beyanında ondan güç alan onu konuşturmuş, ulûm-u diniye, fünûn-u medeniye adına onu konuşturan da doğru konuşmuş ve böylece her haliyle o, yalandan yanlıştan uzak kalmış sayılır.
Değişik dönemlerde ve günümüzde bir hayli beyan insanı ve söz sultanı yetişmiş ve bu kimseler farklı sistemler, ekoller, cereyanlar meydana getirmişlerdir. Ama, bütün bu yollar ve sistemler arasında Kur’ân’ın tesiri bir başka olmuş ve onun ortaya koyduğu düşünceler ve bunları vaz’etmekteki üslûp hep bir fâikıyet ifade etmiştir.
Doğrusu, Kur’ân’ın ortaya koyduğu konularda ve bunları vaz’etme üslûbunda öyle bir üstünlük vardır ki, ondan bir-iki âyetin bile bizim sözlerimiz içinde yer alması onları değiştirir, güzelleştirir, güçlendirir ve işitenler üzerinde derûnî bir tesir icra eder. Zira وَإِنَّهُ لَتَنْزِيلُ رَبِّ الْعَالَمِينَنَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ عَلٰى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِرِينَبِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُبِينٍ“Bu Kur’ân Rabbu’l-Âlemîn’in indirdiği bir kitaptır. İnzar eden nebilerden biri olman için onu, Ruhü’l-Emin senin kalbine apaçık bir Arapça ile indirmiştir.”36
17. Madde: وَمَنْ عَمِلَ بِهِ أُجِرَ“O’nunla amel eden mutlaka mükâfat görür.”
Dipnotlar
- 36 Şuarâ sûresi, 26/192-195.