İçeriğe geç

Zikir; anmak, Allah’ın (celle celâluhu) ismini tekrarlamak demek olduğu gibi hatırlatma mânâsına da gelmektedir. Bir de arkasından “hakîm” geliyor ki, aynı zamanda Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinden olan bu sıfat, dikkatleri eşyanın perde arkasına çekmesi, varlığın melekût yanını nazara vermesi açısından, her şeyi hikmete bağlayıp ve akıbetiyle irtibatlandırarak hatırlatan Kur’ân’ın hususî isimlerinden sayılmıştır. Efendimiz’e de Sâhib-i Sünnet olması itibarıyla hakîm denir. Yani tabiat ve mâvera-i tabiatın lisanı demektir. Kur’ân-ı Kerim’de geçen hikmet sözünü muhaddisler, daha ziyade Efendimiz’in sözü şeklinde yorumlamışlardır.

Öyle ise burada geçen “zikr-i hakîm”, “hikmet yüklü bir hatırlatma” yani eşyanın perde önüyle olduğu gibi perde arkasıyla da irtibatlandırılmış bir hatırlatma demektir. Kur’ân-ı Kerim, bir hikmetler mecmuasıdır. Evet insan, Kur’ân-ı Kerim’de, aklıyla, mantığıyla, muhakemesiyle, felsefî anlayışıyla, ilmî düşüncesiyle yadırgayacağı hiçbir şeyle karşılaşmaz. Onun her meselesi, akılla müeyyed ve her mevzuunun arkasında bir hikmet ve bir maslahat nümâyândır. İnsan, fikren, zihnen, ilmen, ruhen ne kadar terakkî ederse etsin, ulaştığı her noktada onun hikmetle dalgalanan bayrağıyla karşılaşır. Hatta bir gökkuşağı gibi, onu geçecek gibi zannettiği noktalarda da hep onun berisinde kalır.

Evet, Kur’ân-ı Kerim bir zikir muhtevâsı olduğu gibi aynı zamanda hikmetle nümâyân, dünya-ukbâ esrarını şerh eden bir hikmetler mecmuasıdır.

9. Madde: وَهُوَ الصِّرَاطُ الْمُسْتَقِيمُ“O, dosdoğru yolun ta kendisidir.”

İnsanlık, Kur’ân’la tanışacağı âna kadar ifrattan, tefritten kurtulamamış ve faydasız arayışlar arkasında tükenip gitmiştir. Allah’ın (celle celâluhu) rubûbiyetini itiraf, vahdâniyetini tasdik ve Peygamber’in teşrîî ve temsilî rehberliğini kabulün bir başka unvanı sayılan sırat-ı müstakîm, bu hususları aydınlatmadaki misyonu itibarıyla Kur’ân’ın ayrı bir nâmı olagelmiştir.

21