Kim, onu hükümlerine esas, kıstas, mihenk kabul ederse adaletle hükmetmiş olur. Allah (celle celâluhu), Kur’ân-ı Kerim’inde Peygamberimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem): وَأَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَۤا أَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَۤاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَۤا أَنْزَلَ اللّٰهُ إِلَيْكَ“Biz şu emri indirdik ki, onların arasında Allah’ın inzal buyurduğu ile hükmedesin. Öyle ise sakın onların keyiflerine uyma ve Cenâb-ı Hakk’ın indirdiği hükümlerin bir kısmından bile olsa Seni caydırmalarından hazer et.”38 diyerek bize her meselede değişmeyen kaynağı salıklamaktadır ki, böylece bize insanlar arasında adil olmanın, adaletle hükmetmenin yolu gösterilmiş olmaktadır. Allah (celle celâluhu), Efendimiz’e (sallâllahu aleyhi vesellem): وَإِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ إِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ“Hükmedeceksen (Kur’ân’ın tarif ettiği) adaletle hükmet; zira Allah, adaletle hükmedenleri sever.”39 buyurmuştur.
Kur’ân, ihkak-ı hak etmek için inmiş, hakkı konuşmuş ve hep hak üzerinde durmuştur. Ömrünü ona bağlı götürenler haktan şaşmaz. Ondan kopup gidenlerse kat’iyen hakka ulaşamazlar. Kur’ân’ı insafla dinleyen geçmiş peygamberlerin ümmetlerinin tavrı şöyle nakledilir: وَإِذَا سَمِعُوا مَۤا أُنْزِلَ إِلَى الرَّسُولِ تَرٰۤى أَعْيُنَهُمْ تَفِيضُ مِنَ الدَّمْعِ مِمَّا عَرَفُوا مِنَ الْحَقِّ يَقُولُونَ رَبَّنَۤا اٰمَنَّا فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ“Onu işittiklerinde, onda aşina oldukları (ve gönüllerinde aradıkları) hakikatlere ulaşınca gözlerinin yaşlarla dolup taştığını görür ve şöyle dediklerine şahit olursun: İman ettik Rabbimiz!. Bizi de hakkın şahitleri (defterine) yaz!”40
19. Madde: وَمَنْ دَعَا إِلَيْهِ هَدَى (هُدِيَ) إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ“Kim ona çağırırsa, doğru yola çağırmış (ermiş) olur.”
Bir kimse işim, davam der, herkesi ona davet ederse kendisi sırat-ı müstakîme ulaşmış olur ki, sırat-ı müstakîmin kendisi de odur.
Dipnotlar
- 38 Mâide sûresi, 5/49.
- 39 Mâide sûresi, 5/42.
- 40 Mâide sûresi, 5/83.