İçeriğe geç

İşte Kur’ân-ı Kerim, en ciddî meseleleri sunarken bile, meselelerin gerçekliğini, hukukun muhkemliği içinde ifade eder. Fakat o muhkem ifadeyi bile size bir edebî zevk içinde sunar. Öyle ki, hukukun katılığı, hukukî meselelerin sertliği, kesinliği ve ayırıcılığına rağmen meselenin zevk ve insanî buudunu da asla ihmal etmez. İşte bu yönüyle Kur’ân, hakikaten insanı doyurur. Öyle ki ahkama ait en ağır meseleleri anlatırken bile, insana bir ifade zemzemesi sunar.

Aslında eğer insan, üstün edebî bir nazım veya bir nesir dinlemek istiyorsa Kur’ân-ı Kerim’i dinlemelidir. Bir mûsıkî dinlemek istiyorsa Kur’ân-ı Kerim’i dinlemelidir. Kelimeleri, söz mûsıkîsine göre seçilmiş bir beyan abidesi tanımak istiyorsa yine Kur’ân-ı Kerim’i dinlemelidir. Eğer insan, vicdanını dinleyebiliyor, insanî değerlerini unutmamış, kalbinin kapıları da açıksa, Kur’ân’ı çok iyi anlayacaktır. Evet Kur’ân, bütün güzelliklerin halîtasından meydana getirilmiş eşi-menendi olmayan bir şaheserdir.

Neticede Kur’ân, “hükmü mâ beyneküm”dür, yani aranızda her mevzuda sözü kesip atan, hüküm veren bir beyan sultanıdır. Muhkemdir, ciddîdir. Aynı zamanda sinelere inşirah veren bir mânâ çağlayanıdır.

5. Madde: مَنْ تَرَكَهُ مِنْ جَبَّارٍ قَصَمَهُ اللّٰهُ“Kimin, baskıdan ve zalimden korkarak, ona karşı güveni ve inancı sarsılırsa Allah da onu helâk eder.”

15