Bu itibarla, eğer insanlar bu kitaba sımsıkı sarılırlarsa, istikamete, itidale ulaşır, sırat-ı müstakîmi bulur, ifrat ve tefritin dengesizliklerinden kurtulur; fert ve aile plânında kendileri olur; devletler muvazenesinde yerlerini alır ve cihan çapında bir muvazene unsuru haline gelirler. Tıpkı seleflerimizde olduğu gibi. Onlar bu coğrafyada dengeyi temsil ediyorlardı, onlardan sonra bölgede ne denge kaldı ne de huzur. İşte sırat-ı müstakîmi yaşayan ve temsil eden bir devlet, devletlerarası dengede ne ise böyle bir duygunun kahramanı fert de kendi toplumu içinde aynı şeydir.
Kur’ân’da yine aynı kelimelerin kullanıldığı, رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا“Rabbimiz, kalblerimizi kaydırma.”18 şeklinde bir dua vardır.
Şimdi ister Kur’ân-ı Kerim serası, ister atmosferi diyelim; onunla Allah’a teveccüh edenler bir koruyucu kalkan altına girmiş olurlar. Onun koruyucu sistemleri her yönüyle bir kısım dalâlet cereyanlarına karşı sığınılacak en sağlam sığınaklardır. Biz ona sımsıkı sarıldığımız sürece, kaymalardan, sapmalardan aşırılıklara girmeden, ifrata-tefrite düşmeden kurtulmuş olur ve selâmetle yolumuza devam ederiz. Ne korku ne telâş, huzur ve itminan içinde yaşar ve gider, O’na ulaşırız.
Ayrıca burada bir de Allah bize sika (güven) ve ondan biraz beri, istikamette tefvîz (her şeyi Allah’a havale etme), daha beride bazılarımıza teslim, bir kadem daha aşağıdakilere de tevekkül telkin ediyor; ediyor ve “Allah’a itimat edin.” diyor. Acaba ne kadar itimat edeceğiz?
Dipnotlar
- 18 Âl-i İmrân sûresi, 3/8.