Onun hakemliği ile –inşâallah– bir gün dünyada bütün ahlâkî ve sosyal problemlerin aşılacağına inanıyorum. Elverir ki, Kur’ân’ı hazmetmiş olanlar, ona sahip çıksın ve ruhuna sadık kalarak asrın idrakine göre onu bir kere daha seslendirsinler. Aslında gelecek adına bunun yapılması zarûrîdir. İnşâallah, büyük ilim adamları ve düşünürleri, ulülazmâne bir gayretle, Kur’ân bu mevzudaki muhtevasını bir kere daha gün yüzüne çıkarır ve onun geçmiş gelecek haberlerinin doğruluğu yanında, hakemliğinin ne kadar isabetli olduğu hususunu bir kere daha ispat ederler. Biz muhteşem bir geçmiş yaşadık. Ütopyalara sığmayan günler gördük ama, bugün Müslüman pratiğinde İslâm’ın büyüklüğünü temsil edebilecek seviyede Müslüman yok ve bu, Kur’ân’ın ufkunu karartıyor. Onu kendi tamamiyetiyle –inşâallah– bahtiyar temsilciler, Rabbânîler ortaya koyacak, Kur’ân’ın, eskiden defaatle zuhur etmiş parlak günleri yeniden bir kere daha zuhur edecek ve biz de “Evet sözü sen söylüyorsun, söz sana derler, hak olup Hak’dan gelip hak diyen yalnız sensin.” diyeceğiz.
4. Madde:وَهُوَ الْفَصْلُ لَيْسَ بِالْهَزْلِ “O, hak ile bâtılı ayırt eden ölçüdür. Onda her şey ciddîdir.”
Burada da birkaç mülâhazadan söz etmek mümkündür. En başta bu kaziye, وَحُكْمُ مَا بَيْنَكُمْ“O, aranızda bir hakem ve hüküm kaynağıdır.” sözünün tamamlayıcısı gibi düşünülebilir. Tabiî Kur’ân’ın, bir “kavl-i fasl” olduğunu da ifade ediyor olabilir ki bu da iki şekilde düşünülebilir:
Birincisi, Kur’ân, konuşmaya duracağı âna kadar söz ve düşünce şirâzesiz demektir.