İçeriğe geç

Kur’ân’la amel etmeye terettüp eden mükâfatların başında, sapıklıktan kurtulup, delillerin, burhanların ve hususî ilâhî inayetin diğer bir unvanı sayılan hidayet gelir. Kur’ân evvel ve âhir müttakî gönüllere bir hidayet kaynağıdır. Gerçi o, potansiyel olarak bütün insanlara bir hidayet vesilesidir ama onun bu vesileliği, insanların ön yargısız ona yönelmelerine ve onu hayat düsturu edinmelerine bağlıdır.

Kur’ân çizgisinde amele, amel-i salih denir ve bu bir insan için ikinci derecede önemli bir mazhariyettir. Dosdoğru inanmadan, namazı tastamam eda etmeye, ondan zekât ve değişik yardımları kusursuz yerine getirmeye uzanan çizgide Hakk’ın hoşnutluğu hedeflenerek yapılan bütün güzel amellerdir.

Bütün bunların sonunda hidayette sabitkadem olarak kalma, kurtuluşa erme, Cennet ve cemâlullahla şereflendirilme ecri gelir ki, Allah, وَبَشِّرِ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ“İman edip amel-i salih işleyenleri, içinden ırmaklar akan, kendilerine has cennetlerle müjdele.”37 diyerek mebde’den müntehâya geniş bir ecr ü mükâfat muştusuyla Kur’ân hademelerini veya o kapının sadık bendelerini ödüllendireceğini vaadeder.

18. Madde:وَمَنْ حَكَمَ بِهِ عَدَلَ“Kim onunla hüküm verirse adaletle hükmeder.”

42