İçeriğe geç

İkincisi; kesip atan, söz kesen demektir. Bu, kitaplarda geçen “kavl-i fasl” mânâsınadır ki, bir anlamda أَمَّا بَعْدُ cümlesi yerinde kullanılmıştır. Hadis-i şeriflerde, bu sözü kendi dilinde İbrânice olarak ilk defa kullananın, Hz. Davud olduğu ifade edilir. Bu ise hutbenin (hamdele, salvele gibi) dîbâcesinden sonra أَمَّا بَعْدُ فَيَا عِبَادُ اللّٰهِ demektir ki; Allah’a karşı vazifemizi, sorumluluğumuzu, ubudiyetimizi ifade eden sözleri, cemaate arz edeceğimiz şu beyanlardan ayırır. İşte bu “kavl-i fasl”dır. Bu mânâda Kur’ân’ın kavl-i fasl olması, onun asıl söylenmesi gereken meseleleri söylemesi, yararlı şeyler üzerinde durması ve gereksiz sözlere de fırsat vermemesi mânâsına gelir.

Bunun yanında bir de Kur’ân’ın, hakkı bâtıldan ayırırken her şeyi ciddiyete bağlaması söz konusudur ki bu, onda şaka, latîfe, gayr-i ciddîlik ifade eden hiçbir şeyin olmaması demektir. O, hükümlerinde ciddîdir ve onda “hezl” yoktur. “Hezl” olmamasını da değişik zâviyelerden ele alabiliriz. Meselâ, bir şiiri, bir nesiri ele aldığınızda, çok defa bunların içinde hezeliyatla karşı karşıya kalırız. Bunlar genellikle eğlendirmeye, şakaya matuf şeylerdir. İçinde bazen doğru şeylerin de bulunması hezeliyatın yıktığını tamire yetmez. Hususiyle de hukuka ait konularda ifadelerin “kavl-i fasl” gibi ciddî ve muhkem olmasında zaruret vardır. Bu meseleyi, (Kur’ân’ın hükm-ü fasl ve ciddî olmasıyla) mukayese ederek ele aldığımızda, çok muhkem ve ciddî olması gereken sözlerin, çok su götürebilir, esnek ve eksantriğinin de fevkalâde geniş olduğunu görürüz.

14