İçeriğe geç

Bir de bu arada, eğer gerçekten tam bir konsantrasyon söz konusu ise –ki onu da biz Kur’ân’ı, kendisine inmiş gibi okumak şeklinde anlıyoruz– peygamberlik meselesine müteallık hususları müstesna kabul edip, o asliyete tebaiyet mülâhazası ve o muayyeniyete tecrit tavrıyla, يَۤا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ۝قُمْ فَأَنْذِرْ“Ey örtüsüne bürünen! Kalk ve (insanları) uyar!”27 âyetini, herkes kendine göre aynen duyabilir; duyabilir de, inancının, onun içinde renklendirdiği sözler karşısında: “Acaba bu ses tavandan mı duvardan mı yoksa, zeminden mi geldi, ya da vicdanımdan mı yükseldi, yoksa Kur’ân’ın derûnundaki kendi sesi midir bu?” der ve hayretler yaşar.

Evet insan, tam bir konsantrasyonla kendini Kur’ân’a verdiği zaman bunu apaçık duyabilir. Aksine almacı iyi olmayan bir insan, gönderme ne kadar güçlü de olsa bir şey alamaz. Tabiî almacı olup da frekansı bulamayan da alamaz. Frekansı bulup da tam kalibrasyon yapamayan kimse de alamaz. Bir de havada şerâreler varsa ve bu almaç o şerârelerin altında ise yine onu alamaz. İnsan, sürekli bir bekleyişle, sürekli frekans ayarlayarak onu yakalamaya çalışmalı ve hep ona yönelik bulunmalıdır. Unutmamak lâzım ki ancak teveccühe teveccüh olur.. bakarsanız bakarlar size. Yani insan da tıpkı günebakanlar gibidir. Yüzü ona doğru müteveccih olduğu sürece ondan istifade eder; eğer ondan gelen şualar kesilirse o da kapanır. Ve kapanınca da hiçbir şey alamaz. Rabbim hepimize o Kur’ân’ın ruhuna mahsus derinliği, neşveyi duyursun, ibadetler üstü ibadetler sayılan onu okumaya karşı içlerimizi aşk u şevkle coştursun!

13. Madde: وَلَا يَخْلَقُ عَلَى كَثْرَةِ الرَّدِّ“Kur’ân, çok tekrar etmekle eskimez ve usanç vermez.”

31