Eğer zihin, bu ve buna benzer hâllere mübtelâ olursa, yapılacak tek iş, düşünceden vazgeçmek ve onun üzerinde fazla durmamaktır. Zira ehemmiyet verip tetkike daldıkça, vesvese kuvvetlenir ve hayalde bir hastalık meydana getirir. Evet, endişe edecek bir şey yoktur. Çünkü tesir, kalbte değil sadece hayaldedir.
Vesvese imanî meselelere ait ise, bilinmelidir ki gelen vesveseler, sadece hayale uğramıştır ve bunların akıl ve kalb tarafından tasdik edilmiş hükümlerle alâkası yoktur. İnsanın, küfrü hayal ve tasavvur etmesi veya dalâleti düşünmesi hiçbir zaman, küfür ve dalâletin kendisi değildir. Tasdik, tasavvurdan başkadır. Çok şey vardır ki, tasdik ettiğimiz hâlde tasavvur edemeyiz. Ve yine nice şeyler vardır ki, tasavvur ettiğimiz hâlde tasdik edemeyiz. Zaten “imkân” da hiçbir zaman “yakîn”e zarar vermez.
Bir de, yaptığı ibadet ve amellerin en güzelini araştırmadan doğan vesvese çeşidi vardır ki, çok kere bu vesveseye müptelâ olanlar, en güzelini ve en iyisini yapayım derken güzel ve iyiyi de terk ettiklerinin farkına bile varmazlar. “Din bir kolaylıktır; zorlaştıran sonunda mağlup düşer.”116 hadisindeki hikmetli ikazın düstur edinilip yaşanması, herhâlde şeytanın bu yolla insanı mağlup etmek istemesine karşı en güzel hareket tarzıdır.
Ayrıca, dinde zorlama yoktur.. İslâm’ın hükümleri, zâhire göredir. Biz, meselelerin iç yüzünü tetkik ve tahkikle mükellef değiliz. Bu gibi durumlarda bilmeliyiz ki şeytan, bizim bir zayıf anımızı kollamakta ve her an hücuma hazır bekleyip durmaktadır.
Buraya kadar şeytanın insana karşı bir silahı sayılan vesvese üzerinde durduk. Şimdi bu hususu birkaç madde içinde özetleyelim:
a. Vesvese imanın kuvvetindendir
Dipnotlar
- 116 Buhârî, iman 29; Nesâî, iman 28.