Ne var ki, eşya ve hâdiselere gerektiği gibi nüfuz edemeyen bir kısım materyalistler, maddenin maruz kaldığı çözülüp dağılmayı, atomun içine düştüğü inhilâli, mânâ ve neticeleriyle sezip idrak edecekleri güne kadar düşüncelerinde hakikatsiz, beyanlarında yalancı olmalarına rağmen, bir kısım safderun kimseleri aldatmaya devam edeceklerdir. İşin doğrusunu, ilmi bütün eşyayı ihâta eden Zât-ı Ulûhiyet bilir.
i. Sapıklık ve Şeytan
“Allah insanlardan bir grubu doğru yola iletti, bir gruba da sapıklık müstahak oldu. Çünkü onlar, Allah’ı bırakıp şeytanları kendilerine dost edindiler. Böyle iken kendilerinin doğru yolda olduklarını sanıyorlar.”187
Üzerlerine dalâletin hak olmasında ve ebediyen dalâlette bırakılmalarında, böyle bir zannın önemi büyüktür. Böyle bir zanları olmasaydı, ihtimal, dalâlet üzerlerine hak olmaz ve hidayete ermiş olurlardı. Sapık insanlar, şeytanları dost edinince, hep onun bu oyununa kanarlar. Şeytan onlara suret-i haktan görünür, onlar da kendilerini hak yol üzerinde sanır ve dalâlete müstahak olurlar.
j. Açıklık ve Şeytan
“Ey âdemoğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık. Takva elbisesi… İşte o daha hayırlıdır. Bu (nimetler) Allah’ın (kudretine delâlet eden) âyetlerdendir. Ola ki, onları düşünür de öğüt alırlar. Ey âdemoğulları! Şeytan utanç yerlerini kendilerine göstermek için, ilk ana-babanızın elbiselerini çekip almak suretiyle onları Cennet’ten çıkardığı gibi, sizi de fitneye sokup saptırmasın. Doğrusu o da, taraftarları da, sizin onları görmediğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz ki Biz, şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kılmışızdır.”188
Dipnotlar
- 187 A’râf sûresi, 7/30.
- 188 A’râf sûresi, 7/26-27.