Üçüncü Bölüm Cin Ve Şeytan
Giriş
Daha önceki bölümlerde de yer yer temas ettiğimiz gibi günümüz insanı tamamen maddecilik anlayışı içinde bocalayıp durmakta. Maalesef Batı, Hz. Mesih gibi her yönüyle ruhla örülmüş bir peygamberin arkasında yer almasına rağmen çok katı bir maddecilik anlayışına sahiptir. Doğuda bir nifak şebekesi, ömrü çok kısa sürmesine rağmen maddeciliği bir sistem hâline getirmiş ve bir baştan bir başa cihanın şark ve garbını bu fersûde düşünce ile sarmıştır. Artık, bu dünyada mânâ ve mânâya ait mehfumlar hafife alınmakta, ruh ve vicdanî değerler gibi her şey tezyif edilmektedir.
Ne acıdır ki, İslâm âlemi de bu umumî hastalıktan nasibini aldı ve sarsıldı. Evet, bir hadiste işaret edildiği gibi, materyalizm vebasının Müslümanlar üzerinde de “zükkâm” (nezle) tesiri oldu. Bu sebepledir ki, Ezher’e varıncaya kadar İslâm âleminin gözbebeği sayılan ilim yuvalarında dahi, mânâya karşı kör insanlar yetişti. Bu insanlar, o koca koca unvan ve şöhretlerinin gücüne dayanarak ne büyük tahribatlar yaptılar!
Önce mucizeleri tevil ile işe başladılar. Ardından melek-cin-şeytan gibi madde ve fizik ötesi varlıkları bazı tabiat kanunlarıyla izaha kalkıştılar. Ve bilhassa “Cinler”i “mikroplar” olarak yorumladılar ve şeytanı, varlığı yokluğu belirsiz hâle getirdiler. Oysaki onların bu inkârları da şeytanın bir oyunuydu.. evet şeytan, kendini ve varlığını inkâr ettirerek onlara son çelmesini atıyordu.