İçeriğe geç

Âyetin mazmunundan hem cinlere hem de insanlara kendi içlerinden peygamber gelip, “Hak din”i onlara tebliğ ettiği anlaşılmaktadır. Son olarak Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) ise, insanlarla beraber cinlere de gönderilen âlemşümul bir peygamberdir. “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”39 âyeti de bu hakikati ifade etmektedir.

Bu itibarla, en az insanlar kadar cinlerin de Efendimiz’e karşı merbutiyet ve medyuniyetleri söz konusudur. Zira O, cihan çapında bir davetle zuhur edip, hutbesini bütün varlığa dinlettirme konumunda bir “Söz Sultanı”dır. O, mihrabı Kâbe, minberi Medine olan koskoca yeryüzü mescidinin biricik imamıdır; cemaati de, arz ve semayı dolduran bütün varlıklardır. Herkes ve her şey O’nun arkasında ve O’nun tekliflerine “Evet!” demektedir. Zira O Sultan-ı Sekaleyn’in dudaklarından dökülen her söz arz, sema ve bütün varlığı alâkadar etmektedir. Gönüller bütünüyle O’nu duymakta, O’nunla dolup taşmakta ve âdeta kâinatta başka bir ses, başka bir soluk duyulmamaktadır.

O’nun ilk zuhuru, hem yerlerin hem de göklerin en önemli hâdisesidir. Bu zuhurla, cinlerin devamlı gidip-geldikleri ve kulak hırsızlığı yaptıkları sema kapıları artık onlara açılmaz olmuş ve âdeta yüzlerine kapanmıştı. Bunun, onlar tarafından mutlaka bir izahı olmalıydı ve onu bulmalıydılar. Bu sebeple de karış karış her tarafı dolaşıp, duydukları en küçük haberleri dahi araştırmaya koyuldular. Derken bir grup cin, Batnü’n-Nahle’ye uğramış ve Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem), ashabına namaz kıldırdığını görmüş ve Kur’ân dinlemişlerdi..40 dinlemiş ve o büyük sırrı bir ölçüde keşfedivermişlerdi. Kur’ân bu vak’ayı bize şöyle nakleder:

233