Yine İbn Mesud Hazretleri, Medine’de cereyan eden bir başka vak’ayı da şöyle nakleder:
“Ashab-ı Suffa olarak bizler mescidin suffasında, halk tarafından yemeğe götürülmeyi bekliyorduk. Evrâd ü ezkârla meşgul olduğum için, herkes götürülmüş, ben unutulmuştum. Allah Resûlü, yanımdan geçerken beni gördü ve ‘Kimsin sen?’ dedi. Ben de ‘İbn Mesud, yâ Resûlallah!’ dedim. ‘Gel benimle, galiba seni unuttular!’ ferman etti ve beni aldı, Ümmü Seleme’nin evine götürdü. Kapıya varınca bana: ‘Burada bekle, varsa sana bir şeyler hazırlayayım.’ buyurdular. Bir hayli zaman geçmiş olmasına rağmen dışarıya çıkmadı. Neden sonra hizmetçi bir kadın! ‘Resûl-i Ekrem evde bir şey bulamadı ve senin tekrar mescide gitmeni istedi.’ emrini getirince, ben de dönüp mescide geldim.
Tam evrâd ü ezkâra yeniden başlamıştım ki, bir sahabi gelip, Allah Resûlü’nün, tekrar beni istediğini haber verdi. Yanına girdiğimde Allah Resûlü, elindeki hurma salkımı ile göğsüme dokunarak: ‘Bu gece benimle beraber geleceksin!’ dedi. Beraberce Medine’nin ‘Baki-i Gargad’ mezarlığına gittik. Bana ‘Sen burada kal!’ deyip benden uzaklaştı. O anda yine karaltıların sağdan-soldan Efendimiz’in etrafını sardığını gördüm. Başları sanki bulutlarla bütünleşmiş uzun boylu, beyaz elbiseler içindeki bu siyah varlıklar, âdeta heyulalar gibi gözlerimin önünden geçiyordu. (Belki de kendi keyfiyetleri ile zuhur ediyorlardı.) Ve Efendimiz sabaha kadar, etrafını saran bu garib mahluklara Kur’ân okudu. Sonra da yanıma geldi ve Medine’ye döndük.”70
Dipnotlar
- 70 İbn Kesir, et-Tefsiru’l-Kur’âni’l-azîm 7/283-284. Ayrıca bkz.: Kurtubî, el-Câmiu li ahkâmi’l-Kur’ân 16/210-213.