İçeriğe geç

Âyetten de anlaşılıyor ki, bir insan için şeytanın fitnesinden ihtiraz ve içtinap mümkündür. Demek ki şeytan gözle görülmediği hâlde bile takva elbisesi, iman duygusu ve Allah korkusu, onun fitnesine en kuvvetli bir engel teşkil eder.

İnsan, iç ve dışıyla, madde ve mânâsıyla mücehhez olur. Bir insan takva elbisesini içinden ve dışından giyinmiş bulunursa, şeytan, onun görmediği tarafını gördüğü ve bildiği hâlde bile iğva edip aldatamaz.

k. Kötülük ve Şeytan

يَۤا أَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الْأَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًا وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ۝إِنَّمَا يَأْمُرُكُمْ بِالسُّوءِ وَالْفَحْشَۤاءِ وَأَنْ تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

“Ey insanlar! Yeryüzündeki temiz ve helâl şeylerden yiyin, şeytana ayak uydurmayın. Zira o sizin için apaçık bir düşmandır. O size ancak kötülüğü, fuhşiyatı ve Allah’a, hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemeyi emreder.”189

Âyette üç tabir söz konusudur:

Birincisi, اَلسُّوءَ kelimesidir. İster kalbî ve isterse fiilî olsun bütün günahlar, bu kelimenin ifade ettiği mânâya dahildir.

İkincisi, اَلْفَحْشَۤاءَ kelimesidir. Kötülüklerin en çirkini ve işlenen günahı fâşedip yaymaktır.

Üçüncüsü, Allah hakkında bilmediği şeyleri konuşmaktır. Her hâlde fuhşun en çirkini de budur. Çünkü Cenâb-ı Hakk’ı, lâyık olmayan vasıflarla vasıflandırmak, en büyük cürüm ve günahtır.

Şeytan, her zaman insanı küçük-büyük günahlara ve küfre davet eder. Veya başka bir ifadeyle, şeytanın davet ettiği hususların hepsi bu üç meselede toplanır. Bundan da anlaşılıyor ki, şeytan sadece kötülüğü emreder. Hatta bazen, davet ettiği şey zâhiren hayır gibi de görünebilir. Hâlbuki onun esas gayesi, bu hayrın arkasından tezgâhlamak istediği şerdir.

334