Neydi bu bozguna sebebiyet veren şey? Sahabenin ayaklarını kaydıran, o ürperten saik neydi? Nasıl olmuştu da o dev insanlar arasında böyle bir sarsıntı meydana gelmişti? İşte meselenin bu önemli noktasına Kur’ân-ı Kerim: “Daha önceki bazı işlerinden dolayı.”170 diye işaret etmektedir.
Bedir’den sonra ufukta yeni bir muharebe görününce, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Medine’de kalıp müdafaa harbi yapmayı yeğledi. Gördüğü bir rüya da bu kanaati teyit ediyordu. Ne var ki, sahabede ağır basan görüş, taarruz ve meydan muharebesi şeklindeydi. Efendimiz, istişarenin hakkını vererek onların isteklerini kabullendi.
Esasen O, bu davranışı ile bizlere örnek oluyordu. Yoksa O’nun gibi vahiyle müeyyet, şanı yüce bir Nebi’nin insanlarla istişareye hiç mi hiç ihtiyacı yoktu. O, yapacağını yapmıştı; gerisi ashabına kalıyordu. Ne var ki bazı sahabe, ruhlarında civanmertlikleri, emir dinlemedeki inceliği tam sezememeye iktiran edince içtihadî yanlışlığa girilmişti ki, âyette anlatılan da işte buydu.
Evet, sahabe, bu davranışıyla bir zelle işlemişti. Onlar mukarrabînden oldukları için bu zelle, onlar için bir günah sayılırdı. Bu günah daha sonra bir başka zelleye yol açacaktı ki, o da, harp meydanını terk etme cürmüydü. Ancak, Allah lütfetti, kısır döngüyü kırdı ve onları yeni bir hayırlar yoluna yönlendirdi.. yönlendirdi de Allah Resûlü, Uhud’dan kan revan içinde dönerken düşmanın takip edileceğini ilan etti. Ve “Dün benimle beraber Uhud’da bulunanlar hazır olsun!” buyurdu. Kolu kanadı kırık ve mecruh sahabe, hemen Allah Resûlü’nün etrafında toplanıverdi. Bu, tıpkı Hz. Âdem’in sürçtükten sonra kendine gelip tevbe etmesi gibi bir şeydi.
Dipnotlar
- 170 Âl-i İmrân sûresi, 3/155.