İçeriğe geç

Meselâ; buzağıya tapma hâdisesi, Hz. Musa’nın, Tur’da Rabbiyle mülâki olmak için gittiği anda ortaya çıkmıştır. Yani O’nun kırk günlük kavminden ayrılığı, böyle büyük bir hâdise meydana getirmişti. Böyle bir durum, bazı kimselerin sürekli peygamberlerle idare edilmesi lazım geldiği hissini uyarmaktadır. Zaten hem sünnet-i sahîha hem de Kur’ân’ın işaretlerinden anlaşılan da, geçmiş bazı kavimlerin hep peygamberlerle idare edildiğidir. Hatta bunlar, muvakkaten peygamber gelmediği dönemlerde dahi, yine peygamberleri tarafından tayin edilen meliklerle idare edilmişlerdir. Peygamber Efendimiz henüz gelmeden önce şehit edilen Hz. Zekeriya, Hz. Yahya ve öldürülmeye kastedilen Hz. Mesih ise bunlardan sadece birkaçıdır. Belki bu yüzden Hz. Musa (aleyhisselâm), Rabbiyle mülâki olmak için Tur’a giderken kavminden bazılarını da götürür. وَاخْتَارَ مُوسٰى قَوْمَهُ سَبْعِينَ رَجُلًا لِمِيقَاتِنَا“Musa, tayin ettiğimiz vakit için kavminden yetmiş adam seçti..”11 âyetiyle de ifade edildiği gibi, bunlar yetmiş kişilik bir murahhas heyettir. Fakat bu yetmiş kişinin genel durumu, otuz günde Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna çıkacak, O’nu görecek, sözlerini duyacak ve o huzura yakışır şekilde hâl ve harekette bulunacak durumda olmadığından, Cenâb-ı Hak bu süreyi artırır ve otuzun üzerine on daha ekleyerek müddeti kırka tamamlar. Bu yüzden de, nübüvvet vesâyetinde olmayan çilelerde hep kırk sayısı esas alınmıştır. Ancak bu kırk gün de olabilir, kırk yıl da…

7