Evet, bazı kimseler, tamamen şahıslara bağlanmış, her şeyi onlarda görmüş.. onların tutmasıyla yerlerinde kalıp çizgilerini koruyabilmiş.. ve o zatların ayrılmasıyla da hemen inhiraf edivermişlerdir. Hususiyle de, şahısların yerini şahs-ı mânevînin aldığı günümüzde, topluluktan ayrıldığı zaman varlığını koruyamayacak, tek başına kalmanın dezavantajlarını ve risklerini göğüsleyemeyecek kadar zayıf karakterler için bu husus çok önemlidir. Hâlbuki Cenâb-ı Hak, كُلُّ نَفْسٍ ذَۤائِقَةُ الْمَوْتِ“Her nefis ölümü tadacaktır.”20 buyuruyor; öyle ki bu devvâr-ı gaddarın elinden Azrail dahi kurtulamayacaktır. Bu sebeple mü’minler Hz. Ebû Bekir’in (radıyallâhu anh) ortaya koyduğu gibi bir düşünce ve anlayış içerisinde olmalıdır; şöyle ki Efendimiz’in vefatı hengâmında, Hz. Ömer’in dahi, “Kim Muhammed öldü derse, onun boynunu vururum.” dediği bir hengâmda o, kürsüye çıkmış, “Kim Hz. Muhammed’e inanıyorsa bilsin ki O ölmüştür. Ama kim Allah’a inanıyorsa bilsin ki Hayy ve diri olan O’dur.”21 demiş ve büyük bir idrak, firâset ve sebat örneği sergilemişti.
Evet, bizler doğrudan doğruya Allah’a iman duygusuna düğümlenmiş bulunuyoruz. Bu duygu ve düşüncemiz daimî olmalıdır. Fâni varlıklara bağlananlar ve her şeyi onlarla kaim görenler bilmelidirler ki, onlar bugün olmasa da yarın mutlaka göçüp gideceklerdir. Dolayısıyla da her iş, herkesin göçüp gitmesine göre plânlanmalıdır. Bu demek değildir ki, o insanların zâtî hiçbir değeri yoktur; hayır kat’iyen öyle değildir; herkesin ayrı bir yeri vardır; ancak bu yerin dışında da kimseye bir değer atfedilmemelidir. Meselâ; bizim Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) saygımız sonsuzdur; ama bu saygı hiçbir zaman Allah’a olan saygımızın önüne geçmemelidir. Çünkü Efendimiz dahi Kelime-i Tevhid’de, kendi ismini “Lâ ilâhe illallâh” sözünün önüne geçirmemiştir.
Dipnotlar
- 20 Âl-i İmrân sûresi, 3/185; Enbiyâ sûresi, 21/35; Ankebût sûresi, 29/57.
- 21 Buhârî, cenâiz 3, fezâilü ashâb 5, meğâzî 83.