Burada, bir hususa daha işaret etmek istiyorum: İmam Şârâni, ben bir bînamazla bir saat oturduğum zaman, kırk gün ibadet ü taatimin zevkini duyamıyorum, der. Eğer namaz kılmayan bir insan, o atmosfer içine neşrettiği şerâreyle bir insanın kırk gün namazının feyzinden istifadesine mâni oluyorsa, onca seçilmiş insanın ayrılıp gitmesiyle atmosferin büyük ölçüde eşrâra terk edilmesi, ya da ferağı, o insanlarda buzağı düşüncesinin hortlamasına müsait bir zemin oluşturduğu söylenebilir. Kendi iç âlemlerinde sessiz uyuyan o gulyabâni gibi düşünceler, birden hortlar ve buzağı olarak şekillenebilir. Orada Sâmirî’nin –ki o da İsrailoğullarındandır– söylediği şey ise sadece kuru bir mazerettir; Hz. Musa’nın:
فَمَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِيُّ“Senin zorun nedir ey Sâmirî?”14 demesine karşılık o: بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِه۪“Ben onların görmediklerini gördüm.”15 cevabını verir. Çoğu müfessir, meseleye, Sâmirî, Cibrîl’in bastığı yerden bir avuç toprak aldı ve onu buzağı yapımında kullandı şeklinde yaklaşmışlardır ki, bu gerçekten öyle de olabilir; evet o, nasıl gönüllerin ve ruhların dirilmesine vesile olan ilâhî vahyi taşıyordu; cansız cesetlerde hayat kaynağı da olabilirdi. Bu açıdan da onun ayağını bastığı yerler yeşerebilir, oradan alınan bir avuç toprakla bütün ölüler dirilebilir. Ne var ki, bunun doğruluğunu gösteren sağlam bir hadis bulmak mümkün değildir. Dolayısıyla böyle bir yorum, İsrailiyat olabilir.
Dipnotlar
- 14 Tâhâ sûresi, 20/95.
- 15 Tâhâ sûresi, 20/96.