Üstad’ın da bir yerde işaret ettiği gibi, âyetlerle anlatılan esas nokta, maddeci düşüncenin, bazı milletlerin tabiatının bir parçası hâline gelmiş olmasıdır. Bu maddeci anlayış, başlarında peygamber olduğu dönemlerde bile çoğu zaman kendisini hissettirmiştir. Çünkü Hz. Musa (aleyhisselâm), “Allah’a iman edin.” dediği zaman, bazılarıلَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتّٰى نَرَى اللّٰهَ جَهْرَةً“Ey Musa! Biz Allah’ı açıkça görmedikçe sana inanmayız.”9 demişlerdi. Günümüzde bu anlayışın temsilciliğini yapan pozitivistler de, aynı şekilde ancak zâhirî duygularımızla algıladığımız şeyleri kabul ederiz derler. Bu açıdan denebilir ki, hakikî materyalizmi yeryüzünde temsil edenler hep aynı düşüncenin temsilcileri olmuştur. İşte böylelerinin bakış ve düşünce ufukları nazar-ı itibara alınmış olacak ki, Hz. Musa’ya vahiy gelirken, Efendimiz’de olduğu gibi mücerret, اِقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ“Yaratan Rabbinin adıyla oku..”10 şeklinde değil de, levhalara yazılı olarak gelir. Yani Ehadî tecellînin gereği Cenâb-ı Hak, onlara merhametinin ve tenezzülünün ifadesi olarak, on emri, levhalar üzerinde yazılı olarak gönderir. Bu örnekte meseleyi hangi yönüyle ele alırsanız alınız, gözümüzle görmediğimiz şeye inanmayız diyen bir anlayışı temsil eden kimseleri de görebilirsiniz. Bunlar öyle bir anlayışa kilitlenmişlerdi ki, muvakkaten dahi olsa başlarında peygamberlerinin gölgesi olmadığı zaman hemen inhiraf edegelmişlerdir.
Dipnotlar
- 9 Bakara sûresi, 2/55.
- 10 Alak sûresi, 96/1.