İçeriğe geç

Burada üzerinde durulması gerekli bir diğer mesele de, insanlar kendilerini böyle bir hizmete yeterli görseler de, yine vazifeye talip olmamalıdırlar. Nitekim Hz. Harun’un bu mevzuda herhangi bir isteğinin olduğu bilinmediği gibi, Hz. Ali’nin isteği de söz konusu değildir. Evet bu vazife, onu harîsâne isteyen insanlara verilmez. Çünkü harîs insanın onu ne şekilde kullanacağı belli değildir. Bu açıdan da bizim bu kıssadan alacağımız ders çok önemlidir. İnsanlarda, onların benliklerinden kaynaklanan “Neden ben değil de falan şahıs? Ben bu vazifeyi yapamaz mıydım?” vb. düşünceler her zaman bulunagelmiştir. Oysaki bu tür düşünceler, peygamberlik davasının mirasçıları olma yolunda bulunanlar için çok mezmûm, hatta hiç düşünülüp akıldan dahi geçirilmemesi gerekli olan bir şeydir. Aksine sürekli başkaları nazara verilmeli ve: “Neden benim üzerimde bu kadar duruluyor, falan şahıs bu işi daha güzel becerir.” denmelidir. Zaten İslâmî terbiyenin gereği de budur.

Kaldı ki Efendimiz de, bu hususta ısrarlı olanları sürekli ikaz etmiş ve bu arzudan vazgeçirmeye çalışmıştır. Meselâ bir defasında, Hz. Abbas (radıyallâhu anh) gelip imâret istediğinde –ki belki bu o büyük sahabinin hakkıydı; zira siyer kitaplarının bize verdiği bilgilere göre ilk inananlardandır ve Efendimiz hesabına Mekke’de gözdü, kulaktı.. ve çok ağır şartlar altında Efendimiz’le alâkalı çok önemli hizmetler görüyordu– Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), hemen karşı çıkmış ve “Biz bu vazifeyi isteyene vermeyiz.”29 buyurmuştu.

19