İçeriğe geç

Her dalga önce onların gönül sahillerini tahrip eder. Bazen sanki bir milyon çocuğu olan ana gibi sızlanırlar. Ve insan çoğu kez bu hassasiyetlerini anlamada ve yorumlamada güçlük çeker. Aşk, şefkat, gurbet ve ızdırap onlarda öylesine iç içe geçer. Kalbin Solukları’nda böyle bir ruhun tefekkür sancılarını, aşk, şefkat ve hüzünlerini bulacak, yeryüzünün hangi coğrafyasında olursa olsun her insanî ızdıraba ağladığını ve ağıt yaktığını göreceksiniz. Ve belki de bu hassasiyeti yorumlamada zorlanacaksınız. Elbette böyle kaygısızlığın diz boyu her yanı sardığı ve bencilliğin narsizme ulaştığı bu çağda böylesi hassasiyetleri anlamak oldukça zor. Zayıf bir ışık uğruna mum gibi kendini tüketen kaç insan var çevremizde artık. Kalbin Solukları’nda hâlâ böylesi şahsiyetler yüceltilir. Böylesi kahramanlara mersiye düzülür. Hassas bir yüreğin tefekkür sancılarını okurken ince bir felsefî akla ve daima ağlayan bir kalbe tanık olacaksınız. İnce bir akla ve hassas, ağlayan bir kalbe sahip olsaydınız siz ne yapardınız? Kalbin Solukları’ndaki bazı yazıların üslûbuna hâkim olan hava bu. Siz ister edebî tahlil açısından isterse irfanî metaforik anlamlar açısından yorumlayın sonuç değişmeyecektir. Bu yüzden şahsen onu sık sık vücudu daima sızlayan bir hastaya ya da inleyen bir neye benzetirim. Ney bildiğiniz gibi büyük aşkların, büyük ızdırapların simgesidir. Kamışlıktan kesileli beri o hem her tür gurbetin hem de her tür acının, aşkın ve ızdırabın dili, temsilcisi ve sözcüsü olmuştur. Her dönüşüm, her kendine yabancılaşma böyle bir gurbet hikâyesiyle alegorik olarak dile getirilir. Ney, böylesi her hikâye için son derece yüksek temsile sahip bir metafordur. Ve bunun içindir ki koca Mevlâna baş döndürücü aşk hikâyesinde bu metafora yaslanır. Onu öyle dillendirir ki kendinden sonra herhangi bir aşk hikâyesini neysiz anlatmak mümkün olmaz. Herhangi bir gurbet ve ızdırap ilişkisini de. Hem koca Mevlâna’da hem

18