İçeriğe geç

aşkın vecheler de vardır. Bu aşkın niteliktir ki mü’minde derin bir Allah tasavvuru inşa eder. Veya hikmet dediğimiz bilgi, aynı zamanda derin bir Allah tasavvurunu da özünde barındırır. Bu, kuru bir epistemolojik kurgudan ve sistematikten farklıdır. İslâm’da epistemolojik kurgu, başka hiçbir kültürde olmadığı kadar güçlü bir Allah ve tevhid tasavvuruna da yaslanır. Bu güçlü mânevî geleneği ve tevhidçi dokuyu göz ardı ederek İslâmî bir epistemoloji kurgulamak mümkün değildir. Hocaefendi’nin yazılarında bu güçlü mânevî dokuyu ve tevhidçi yapıyı her zaman görmek mümkündür. O, Allah’ın hem irfanî anlamda hem de bilgi ve mârifet anlamında merkezde olduğu ve mü’mine ait her şeyi kuşattığı bir epistemolojik çerçeve çizmektedir. Allah o kadar merkezdedir ki ister edebî ve felsefî isterse dinî ve kelamî bir konuya temas etsin bu merkeziyetin inşa ettiği kulluk ve mesuliyet şuurunu her cümlesinde tezahür ettirir.

Böylece Kalbin Solukları’nın edebî ve felsefî muhtevalı yazılardan dinî, irfanî, ilmî, ahlâkî ve kelamî mülâhazalara kadar uzanan mütefekkir bir zihnin geniş ve zengin ilmî karihasını ifşa eden bir fikir atlası mesabesinde olduğu söylenebilir. Bu yazılar başka bir açıdan yaşanan mânevî ve sosyal tecrübelerin de bir envanterini çıkarır bize. Kalbin Solukları bizzat müellif tarafından şöyle vasfedilir: “Kalbin solukları harfsiz, kelimesizdir ama biz en tesirli beyanı, en büyüleyici mûsıkîyi de onlardan dinleriz. Henüz dillere düşmemiş, gelip kulaklara ulaşmamış, kalem uçları ve daktilo tuşlarıyla tanışmamış; ama bütün bu yolların hepsiyle kendini ifade etmenin çok çok üstünde öyle nefis bir şivesi vardır ki kalb soluklarının, onlara sahip olanlar artık başka şeyler yazıp çizmeye ve onların dilinden anlayanlar da daha tesirli bir beyan aramaya ihtiyaç hissetmezler. Eğer fesahat ve belâgatla kendilerini ifade etmeye çalışan edipler ve değişik üslûp insanları ya da

29