İçeriğe geç
44. Bölüm

Nübüvvetin Çehresinde Okuduklarımız

NÜBÜVVETİN ÇEHRESİNDE NÜBÜVVETİN ÇEHRESİNDE

OKUDUKLARIMIZOKUDUKLARIMIZ

Allah, varlık ve eşya ile Kendinin tanınıp bilinmesini dilediği gibi vahyin lisanıyla da tekvînî ve tenzîlî emirlerinin iç içe mütalâa edilmesini; gözlerden kalbe akan mânâların, kulaklar yolu ile gelip ruhları saran nefehatla desteklenmesini; zât, sıfât ve esmâsı itibarıyla “min haysü hüve hüve” bir ulûhiyet anlayışının ortaya konmasını ve tabiî buna karşılık da kullarının sorumluluklarını, bu sorumlulukları nasıl yerine getireceklerini, yürüdükleri/yürüyecekleri yolun âdâb ve erkânını, varacakları hedefin vaad ettiklerini talim etmek istemiştir. Evet, gayb-ı mutlakla alâkalı konuların dosdoğru bilinmesi vahyi gerektirdiği gibi vahiy de zarurî olarak peygamberlik müessesesini iktiza etmektedir. Bu zarurete binaendir ki Allah, hemen her devri ve bazı dönemler itibarıyla her kıt’ayı ayrı bir peygamberin vücuduyla şereflendirmiş ve Bediüzzaman’ın ifadesiyle: Karıncayı emirsiz, arıyı ya’subsuz bırakmayan Kudret-i Ezeliye, beşeriyeti de hiçbir zaman nebisiz bırakmamıştır.

Allah, bu kâinatları bilerek ve dileyerek yaratmıştır; yaratmış ve haricî vücud giydirerek var ettiği canlı-cansız, kesiflatîf, arzî-semavî her varlık ve her nesneyi değişik hikmetlerle, maslahatlarla donatmış; belli gayelere bağlamış ve belli hedeflere yönlendirmiştir. Ayrıca farklı bir tecelli dalga boyunda, Kendini, kendi olarak bildirme, bu mânâda varlığından herkesi haberdar etme, hususiyle de şuur sahibi varlıklara,

312