Hak Karşısındaki Konumu ve Duruşuyla İnsan
HAK KARŞISINDAKİ KONUMU HAK KARŞISINDAKİ KONUMU
VE DURUŞUYLA İNSANVE DURUŞUYLA İNSAN
İnsanoğlunun yaratılışı, varlığa farklı ve derin bir ses katmıştır; o, yaratılış ağacını tamamlama vaadiyle gelmiştir dünyaya. Ruh ve cismin birleşik noktasına otağını kuran mihnet yurdunun bu çileli yolcusu, her biri varlığının ayrı bir derinliği sayılan bu iki cevheri dengeli tutmada oldukça zorlanmış ve bir sancak gibi dalgalandığı aynı anda devrilme telaşları yaşamıştı/yaşıyor; sonra da özel bir inayetle doğrulup gaye-i fıtratı, netice-i hilkati diyebileceğimiz hedefine yürümüştü. Onun hayatı âdeta bir dantela gibi hep sevinç ve keder atkıları üzerinde örgüleniyordu. Dünyaları-ukbâları peyleyecek cevher onun ruhunda idi; ama ebedî hasmı şeytan da her zaman ense kökünde onu çarpmak için fırsat kolluyordu. Bu itibarla da o, ebediyetleri peylemeye çalışırken peylenme tehlikesiyle de karşı karşıya bulunuyordu; öyle ki bir yandan sarraflık yapıp herkesin eteklerini mücevherlerle dolduruyor; diğer yandan da sürekli başının üstünde o uğru ve şakînin gölgesini hissediyordu.
Onun varoluş takdiri herkese ve her şeye bişaretti ama hususi donanım ve konumu da beraberinde bir hayli sorumluluğu gerektiriyordu. O mutlaka farklı yaratıldığını doğru okuyup donanım ve konumuna göre bir tavır almalı ve mahiyetiyle mütenasip bir duruşa geçmeliydi. Aksine, irtifa