İçeriğe geç
16. Bölüm

Edebiyatın Gücü

EDEBİYATIN GÜCÜEDEBİYATIN GÜCÜ

Nazım ve nesir yoluyla hâle ve duruma göre söylenen ya da yazılan zarif, ölçülü, ahenkli, dil kurallarına uygun sözler veya bu çerçevedeki sözlerden bahseden ilim diyebileceğimiz edebiyat; aslında terbiye, nezaket, zarafet ve haddeden geçme, kıvama erme mânâlarına hamledeceğimiz “edeb” kökünden gelmektedir. Ama daha çok da insanın hayat tarzı, yaşama üslûbu, sîretiyle alâkalı ve onun kalbî, ruhî hayatının inkişaf ettirilmesine vesile bir amel diye yorumlanagelmiştir. Bu mânâdaki edebin tahlil edileceği yerse, ya ahlâk kitapları ya da tasavvuf risaleleridir. Örfî mânâdaki edebiyatın, bu anlamdaki edeble doğrudan doğruya değil de dolayısıyla bir münasebeti vardır.

Biz burada o münasebeti sükût geçerek, edebiyat sözcüğünden anladığımız mânâya kapı aralama ölçüsünde küçük bir menfez açmak istiyoruz. Boyumuzu aşkın böyle bir konuda ifade edeceklerimize değil de niyetlerimize bakılmalıdır. İtiraf etmeliyim ki bizim gibi dar ufuklu insanlar, kendi sahalarında bile bir şeyi tam ve doğru düşünemedikleri gibi doğru düşünebildiklerini de tastamam seslendirebilmeleri oldukça zordur. Bence böyle bir mülâhazayı tâmim etmek de mümkündür. İmam Şafiî, “el-Ümm” kitabını, kendisi ve daha başkaları defaatle tetkik ve tashih ettikten sonra yine rahatsızlık duyabileceği bazı hususlarla karşılaşınca, ellerini kaldırıp Allah’a yönelir ve O’nun nurefşân beyan mecmualarının dışında hiçbir kitap ve kitabetin kusursuz olamayacağını itiraf eder.

102