sınırlı kalacaktır. Ama sahip olduğu irfan ve çevre bilinci de bugünden fersah fersah ileride ve gelişmiş olduğunu söylemek durumundayız. Kalbin Solukları çağın mânevî ve irfanî ilkelere yabancılaşmış maddeci bilim telakkisine yine bu yüzden sık sık eleştiriler getirmektedir. Bu eleştirilerden ya da aşk, sevgi ve muhabbet vurgularından yola çıkarak yeni bir bilim telakkisi kurmak elbette mümkündür. Eğer bu dünyayı yaşanır kılmaya devam ettireceksek zaten böyle bir bilim telakkisi geliştirmek zorundayız. Tüm varlığın kardeşliği ilkesi yeni bir bilim telakkisine vücut verecek kadar güçlü müdür? Aslında öyledir. Hem de tüm insan-evren ilişkilerini dönüştürebilecek kadar güçlü ve etkindir. Ancak bu, öncelikle topyekün insanlığın radikal bir bilim telakkisine ne kadar açık olduğuna bağlıdır. Eğitimden araştırma ruhuna ve yöntemlerine kadar birçok alanda köklü dönüşümü gerekli kılar. Fakat çağdaş bilimin ve teknolojinin maddî verileri ve getirileri ile bu denli başı dönmüş, lüks ve debdebeli gökdelenlerin tepesinde oturarak varlığa tepeden ve gururla bakan insanımızın bu alışkanlığını kolayca terk edebileceğini düşünmek biraz hayal olsa gerek. İhtişamlı ve lüks gökdelenlerin tepesinden varlığa kibir ve gururla nazar ettikçe insanoğlunun varlığın özündeki sevgiye nüfuz etmesi muhtemel bile değildir. Bir hadiste gökdelenlerin yükselmesi kıyamet alameti olarak da geçmektedir. İnsan tabiatında son derece riskli bir egoya vücut verdikçe ve onu dikey olarak şişirdikçe insanın varlıkla muâşakası ve buluşması giderek zorlaşmaktadır. İnsanoğlu yeryüzündeki varoluşuna yabancılaştıkça aradaki mesafe de giderek artmakta ve açılmaktadır.
İslâm kozmolojisi varlığı Allah’ın bir ayeti olarak yorumlar. İster yalnızca birer maddî obje olarak O’nun varlığına işaret etmesi cihetiyle, isterse her varlığın kendi lisanıyla O’nu tespih etmesi yönüyle olsun her ayet O’nun varlığını zaruri