var oluş amacından uzaklaştırmaktadır. Bu mülâhazalar elbette bir bilim, felsefe ve teknoloji sorgulaması olmadığı gibi insanın evrenin dominant/özne varlığı iken, ikincil ve araçsal bir nesne haline gelişine yakılan bir ağıt da değildir. Yalnızca evren, Allah, tarih ve toplum üzerine getirdiği yaklaşımlarla farklı bir tasavvur inşa etmeye çalışan mütefekkir bir zihnin düşünce dünyasını keşfetmeye çabalıyoruz. Kalbin Solukları bu açıdan insanın yok oluşuna ve nesneye dönüşüne düzülen bir mersiye gibi okunmamalı. Evet, bazen üslûp, sanki bir neslin ruhunu kaybedişine ve gurbete düşüşüne dökülen gözyaşları ile ıslanarak neredeyse bir ağıta dönüşür. Fakat bu, onun genel üslûbundan ve hassas dimağının bu üslûba yansımasından kaynaklanır. Bazen de insanî kayıplara karşı sergilenen umumî kayıtsızlığa başkaldıran bir üslûpla karşılaşırız. Topyekün varlığa karşı derin bir sevgi duymadıkça ondaki bu hassasiyeti anlamak zorlaşabilir. Derin bir sevginiz varsa, gözyaşınız eksik olmaz. Gerçek sevgi ağlatır. Bilim, felsefe ve teknoloji çağında sevgiden, güzellikten ve aşktan bahsetmek gerçekten zor. O, hâlâ bunlardan bahsediyor. Çağın dönüştürdüğü insan ilişkileri üzerine yanık bir yüreğin feryadı içinde sesleniyor.
Kalbin Solukları uzun bir yolculuğun hikâyesidir. Kendine ve varoluşuna yabancılaşan insanın başa dönüş hikâyesidir. Bir anlamda eve dönüş hikâyesi. Başka bir anlamda da “Evvel”e dönüş, evvele yolculuk. Diğer bir açıdan ise insanın yaratılış amacına doğru yeni bir keşfin ifadesi/hikâyesi. Modern çağda bazıları için belki zamanda yolculuk gibi bir şey sevgiden, aşktan ve güzellikten bahsetmek. Kalbin Solukları bu tür keşifler için de bir alan açıyor. Belki oldukça sübjektif sayılabilecek duyuşları da içeriyor. Evvel, İslâm irfanında Allah’ın güzel isimlerinden alınmıştır. “O’ndan geldik yine O’na döneceğiz.” esprisi içinde insanın hayat hikâyesi ve varoluş mücadelesini